Görev Beni Çağırıyor... Seni de...

eşcinsellikte ailenin önemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eşcinsellikte ailenin önemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2008 Salı

Eşcinsellik

Eşcinsellik konusunda yapılan araştırmalar, şu soruya cevap bulmaya çalışmaktadır:
Eşcinsellik genetik bir eğilim midir? Eşcinsel insanların hiç mi hatası yoktur? Sosyal faktörler ne kadar etkilidir?...
Eski dönemlerde bir hastalık olarak kabul edilen eşcinsellik, son yıllarda sadece "cinsel kimlik tercihi" şeklinde algılanıyor.
Eşcinselliği yalnızca kişisel tercihler açısından ele alan kişilere, şunu sormak gerekir:
İnsanın neslini yok etme özgürlüğü var mıdır?
Tabi bu, eşcinsel olmak isteyen birisine heteroseksüelliği zorla dayatmak anlamına gelmemeli. Böyle bir empozenin psikolojik mantığı yoktur. Peki çare nedir? Çare, o insanın kişisel olarak neden böyle bir tercih yaptığını anlamak ve bu durumun toplumda niçin artış gösterdiğini kavramaya çalışmaktır.
Aslında konunun değerlendirilmesi gereken diğer tarafı da, olayın sosyal boyutudur. Kişi psikolojik olarak böyle bir tercih yapsa bile bu seçim sosyolojik düzlemde ne kadar doğrudur? Eşcinsellik bütün dünyada yayılma riski gösterirken, durum insanlığın geleceği açısından ciddi bir tehlikelidir. Meselâ California'da yaşayanların %30'u kadın, %30'u erkek iken üçüncü cinsel kimlikde bu oranlarla baş başa gitmektedir; yaklaşık %30 civarındadır. Eşcinseller, evlerinin balkonlarına astıkları gök kuşağı şeklindeki bayraklarla cinsel kimlik tercihlerini ifade etmektedirler. Hatta Amerika ve Hollanda'da, seçimi etkileyecek derecede lobilere sahiptirler. Evlenebilmenin yasal yollarını arayan homoseksüeller, bununla da kalmayıp, evlâtlık olarak çocuk almak ve bu çocuğa bakabilmek için hukuki mücadelelere girişmişlerdir. Ayrıca bu mücadelelerini dünya parlementolarına kabul ettirmek için uğraş vermektedirler.
Eşcinsellik, dünyanın değişik ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de hızla yayılmaktadır. ODTÜ ve Boğaziçi üniversitelerindeki gay ya da lezbiyen kulüpleri, üniversite yönetimine, "Böyle bir kulübümüz var ve bize yer verin." şeklinde talepler iletmektedirler. Eşcinsellik, bilhassa gençler arasında özgürlük gibi zannedilse de, özgürlük değil, bazı değerlerin yok olmasıdır. Eğer böyle devam ederse, insan nesli bu durumdan ciddi şekilde zarar görebilir.
Cinsellikle ilgili ölçülerin ortadan kalkmasının sorumlusu, bilimdir. Cinsel özgürlük bilim adına desteklenirken, toplumsal ve psikolojik normların dışına çıkılmaması gerekir. Psikiyatri ofislerinde hâlâ "Bir insan eşcinsel olmak istiyorsa bırakın olsun. Eğer böyle mutluysa tercihlerine karışmayın!" deniliyor. O anda mutlu olacağını zanneden insan, 10 sene sonra "Doktor bey, niçin o zaman bu isteğime izin verdiniz?" diye de soruyor. Çünkü insanda biyolojik olarak eşcinsel eğilim yoktur ve eşcinsel kimlik, olması gekeren cinsel kimlikten sapmadır. Bu sebeple eşcinsellik, toplumsal olarak onaylanmamalıdır. Böyle bir sapmayla karşılaşmamak için de kadın ve erkeğin biyolojik farklarına riayet edilmelidir.
Eşcinsellikte Ailenin Önemi
Eşcinsellik, öğrenme boyutu çok geniş olan bir konudur ve bu eğilim, eğitim hatasının bir sonucudur. Eşcinsellerin ailelerine baktığımızda, genellikle babanın pasif ve soğuk, annenin ise baskın ve fazla sevgi dolu olduğunu görüyoruz. Eşcinsel erkekler arasında abla, teyze, yenge gibi çok fazla kadın arasında büyüyenlerin oranı yüksektir. Küçüklüğünde kız çocuklarının oynadığı oyunları oynayarak büyüyen bir erkek çocuğu, bir süre sonra kendini kız gibi hissetmeye başlar ki, bu da onu olması gereken cinsel kimliğin tersine götürür.

Prof.Dr. Nevzat TARHAN Sayfa:49-50