Görev Beni Çağırıyor... Seni de...

14 Ağustos 2009 Cuma

Yitik Aşklar Uğruna Harcanan Ömürler

Yitik bir aşkın peşinde ömrünüzün bitip tükeneceğini düşündünüz mü hiç? Ben düşündüm.. Hemde çok... Düşünmeklede kalmadım...
Ömrümü herkesin yaptığı şeyleri yaparak geçirmenin beni basitleştireceğini daha en başından beri biliyordum. Kendimi bildim bileli şu sözler döküldü ağzımdan. "Ben bir kişiyi seveceğim, o da beni sevecek!"
Boyuma posuma bakmadan aşkı yaşamaya kalktığımda da gördüm ki, kimse evrenin varoluş sebebi olan aşkı yaşamak için değmiyor-muş... Aşkta önemli olan kişi değil aşkın kendisiymiş. Yaşanılan duygularmış... Aşık olduğunuz kişiyi gözünüzde büyütüyor, kendiniz için ulaşılamaz bir yere koyuyor sonra da aşk ateşiyle kavruluyorsunuz... Bende kavruldum hem de çok...Aşık olduklarım gözümde küçüldükçe ben büyüdüm, ben büyüdükçe çektiğim acılarda büyüdü... Hedeflerim, üstesinden gelmem gereken sorunlar, insanların nankörlükleri, duyduğum sözlerin ağırlığı, gördüklerimin verdiği acılar, eksikliğini hissettiğim şeylerin bana verdiği dayanılmaz sancı... Her şey büyüdü. Onlar büyüdükçe bende daha zor, daha katı, daha vurdumduymaz oldum. 
 Bu aralar; bana karşı duydukları karşılıksız aşk için ömürlerini feda etmeye hazır insanların feryatlarını dinliyorum... Çektikleri aşk acısının dermanını bende arıyorlar. "Dermanınız ben de yok!" diye onları görmezden geldikçe onlar kovalamaya devam ediyor. İtiraf etmeliyim ki bu canımı çok acıtıyor; kendimi zalim, hain, vefasız, kötü ve zor biriymişim gibi hissetmeme neden oluyorlar... Bu feryatları onları gözümde güçsüzleştiriyor, basitleştiriyor, öfkelenmeme neden oluyor... Ben aşk yaşarken aşık olduğum kişiye gidip feryat ediyor muyum? Siz ne hakla feryat edip kafamı şişiyorsunuz.... Sizi gidi zayıf, aciz varlıklar!... Aşkın verdiği acıya katlanamayacak kadar zayıfsanız ne diye aşık olursunuz ki? 

 "Yazmayı bırak!" demeyi bırak... Yazacağım işte... Yazdıkça varoluyorum... Kendini yok etmek için mi "yazmayı bırak!" diyorsun bana? Yazdıkça; yitip giden benden geriye elle tutulur, gözle görülür birşeyler kalıyor... Dağ; içinde ki yakıcı magmayı patlayarak atar, sende yazarak atıyorsun anlamadın mı hala? Yaz da at içinde ki seni eriyip bitiren bu alevleri...

Oysa ne çok isterdim sadece bir kişi tarafından sevilmeyi, sayılmayı... Adanmayı hak eden bir ömrün bana adanmasını... Bir bebek; sıcacık, güvenli olan anne kucağına nasıl muhtaçsa öyle muhtacım sevilmeye, sayılmaya, vazgeçilmez olmaya, dinginliğe, sakinliğe, güvene, mutlak bir güce sığınmaya...

 "Sen zayıf yönlerini yazacak kadar aciz misin, şimdi kim bilir okuyanlar ne düşünecek? demeyi de bırak! Kim ne düşünürse düşünsün... Umurumda değil hiç birisi... Zayıf yönlerini göstermeyen, her gün mutluluk oyununu oynayan insanların gerçekten mutlu, gerçekten güçlü olduğunu mu sanıyorsun? Onlara göre ben daha dürüst daha güçlü ve daha mutluyum... Hem zayıflıklarını yok saymak yerine onları ilân etmek; yok etmek demektir. İçimde ne yaşıyorsam onu söylemeliyim, içim dışım bir olmalı benim... Kendimle olan bu kavgam, bu savaşım elbet bir gün ateşkes ile sonuçlanacak... Peki ya onlar? Bu sahte mutluluk oyununun içinde kendilerini kandırmaya devam edecekler. Hemde mutluluk oyunu oynadıklarının farkında bile olmadan...

Yitik aşklar uğruna harcanan ömürler; her gününü yiyerek, içerek, eğlenerek, sıç..rak, sevişerek geçiren sıradan ömürlerden çok daha güzelken, ömrümü sıradan bir şekilde geçirmek istemiyorum....

1 yorum:

  1. çok samimi buluyorum yazılarınızı ortak yönler buldukça düşüncemi geliştiriyorum.

    YanıtlaSil

Yorumlarınızı Bekliyorum