Görev Beni Çağırıyor... Seni de...

26 Nisan 2023 Çarşamba

Taciz

 


İlk tecavüz mü taciz mi girişimi mi olduğunu anlayamadığım olaya 3-4 yaşlarında iken  maruz kaldım. Annem inşaat halinde ki evimizin bahçesinde çalışıyordu. Ben, abim ve kız kardeşim oyun oynuyorduk. Sıfatını hayal meyal hatırladığım 16-18 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bana göre kocaman bir adam bizi inşaata çağırmıştı. Abim ve kız kardeşime para verip onları sakız almak için bakkala göndermiş beni de inşaat halinde ki evin banyosuna götürmüştü. Adam pantolonunun kemerini çözmekle uğraşıyorken içimden bir ses oradan hemen kaçmam gerektiğini söyledi ve kaçtım. Bahçede çalışan annemin arkasına saklandım. Orada yaşanmak üzere olan olaydan kıl payı kurtulmuştum. Ancak bu olayın etkilerini ömür boyu üzerimde hissettim.

İlk okulda koca koca adamların bana olan şehvetli bakışlarını hissediyordum. Hesap soracak kimsem olmasa benim üzerimde her türlü fantezisini gerçekleştireceğini adım gibi eminim şu an. Yine ilk okulda bir okul gezisinde parkta bir adam çocukları sıra ile salıncağa bindiriyor ve çocukları sallıyordu. Bir arkadaşın o adamın çocukların poposuna ellediğini söylediğini hatırlıyorum. Çocukların poposuna o adamın nasıl bir niyetle ellediğini ben anlamamıştım ama arkadaşım anlamıştı. Arkadaşın taciz konusunda  ailesi tarafından daha önce nasihat dinlediği belliydi.

Ortaokulda matematik öğretmenimiz tam bir sapıktı. Kız öğrencileri masasına yanına çağırır uygunsuz sorular sorar ardından pis pis sırıtırdı. Öğretmen demek istemediğim o adamın ailesinde ki kadınlar kara çarşaflı dinidar insanlardı. Öğretmenimiz, büyüğümüz diye itiraz edemezdik ona.

Lise yıllarında okuldan gelirken motorsiklet ile yanımdan geçen adam, ayağıyla dötüme tekme attıktan sonra hiç bir şey olmamış gibi yoluna devam etmişti. Bende bir şey olmamış, bu olay yaşanmamış gibi davranmıştım.

Üniversite de staj yapmak için gittiğim esirgeme kurumunda engelli bir çocuk görmüştüm. Öz babası tarafından tecavüze uğrayan kadın tarafından dünyaya gelen bu engelli çocuğa kurum sahip çıkmıştı. Kız kardeşim de çalıştığı kurumda aynı şekilde başka bir olaya şahit oldu. Genele vurduğumda öz babası tarafından tecavüze uğrayıp çocuk doğurmak zorunda kalan kadınların toplumda hiç de az olmadığı sonucuna varıyorum.   

Üniversite de iken tıkış tıkış olan toplu taşımada penisini dötüme dayayan adama itiraz bile edemedim. Nasıl hayır diyeceğim öğretilmeden yetiştirildiğim için bu taciz karşısında tepki verememiş, rızam varmış gibi algılayan adam tacizini yol boyunca devam ettirmişti. Tamda babası tarafından oruspu muamelesi gören bir çocuğa göre davranmıştım! Bu olayı da hiç yaşanmamış gibi davranmıştım. Tacizci muhtemelen benim rızam olduğumdan tepki vermediğimi sanıyordu. Ancak tepki verecek bir alt yapım yoktu ki. İtiraz edemezdim hiçbir şeye. Yok saydığım o olay karşısında içimde ki ses hiç susmadı. O olaydan dolayı içimde oluşan tiksinti duygusundan yeni yeni arındım.  Tecavüz davalarında rızası var denildiğinde hep bu olay aklıma gelir. Hayır diyemeyen birinin sessiz kalması rıza göstermiş olduğu anlamına mı geliyor? Tecavüz davalarına erkek değil kadın hakimler bakmalı. Erkek hakimler şeytana uyan! erkek ile empati yapabilir sadece, sessiz kalan bir kadınla empati yapabilmesi mümkün değil! Erkek hakimlerin yetiştiği toplumun yapısı,  sessiz kalan kadınla empati yapabilmesinin önünde büyük bir engel. Kendini ifade etme konusunda sürekli desteklenerek yetişmiş erkeklerin baskılanarak, aşağılanarak yetiştirilen kadınları anlaması İM-KAN-SIZ. Doğum yapmadığınız içinde anneliği anlayamıyorsunuz beyler!!!

Doğuda görev yaptığım yıl, 3 arkadaş yolda yürürken yanımdan geçen adam eliyle dötüme ellemişti. Yanımda bir erkek arkadaşta vardı üstelik.  Tacize uğradığınızda içinizde kendini kötü hissettiren bir tarafınız ve bunu sürekli dile getiren bir iç ses oluyor. Bu sese karşı tepkisiz kalmanız o sesin uzun yıllar çığlık atmasına neden oluyor. Artık işim gücüm vardı, beni baskılayan, oruspu muamelesi gösteren alkolik babam yanımda yoktu. Bambaşka bir ortamda bambaşka bir şekilde davranabileceğimi keşfetmiştim. Bu adam beni taciz etti diye bağırmaya başladım. Adam kendini savunmaya geçti hemen. Yürü karakola gidiyoruz dedim. Şikayetçiyim senden. Bu adam yolun ortasında bana bunu yapabiliyorsa ıssız yerde ki çocuklara bu sapik neler yapıyordur kim bilir diye bağırıyordum. Öfke ve sinirden kıpkırmızı olmuş kendimi kontrol edemiyor, bağırıyordum. 3-4 yaşlarında ki yaşadığım taciz olayının içimde biriktirdiği öfke gün yüzüne çıkmış o olayın hesabını başka bir adamdan sormuştum. Benden böyle bir tepki gelebileceğini ben bile bilmiyordum. İçimde yıllarca bastırdığım o asi Haccecan hortlamıştı sanki. Bir güzel bağırıp, çağırıp adamı orada rezil ettim. O adam  artık taciz etmeden önce bir kez daha düşünmek zorunda kalacaktı. Taciz esnasında yanımda bulunan erkek arkadaş tepki göstermesini beklerken, tacize karşı tepkisiz kalıp beni susturma yolunu seçmişti. Yolumuza devam edelim gibi söylemlerde bulunmuştu. Ona da ayrıca kırılmıştım. Sonra içimde onu affettim tabi. O da "yokmuş gibi davranmayı" öğrendiğinden öyle davranmıştı. Ben de öyle yetişmiştim.  Hepimiz bize öğretilen doğru sandığımız konuları  deneyimleyecek hayat senaryolarını yaşıyorduk. Doğru hayat tecrübesini edinmişsek o konuda azat ediliyorduk. Yoksa benzer olayları yaşamaya devam ediyorduk.   

O günden sonra tacize uğradığımı hatırlamıyorum. Evren, Yaratıcı ne derseniz deyin bir konuda zayıf ve güçsüzseniz o konuda güçlenmeniz için benzer benzer olayları tekrar tekrar karşınıza çıkartıyordu. Son dakika hatırlaması; geçen sene yürüyüş esnasında bir evin önünden geçerken balkondan bir adam gayet kibar bir şekilde evde bir şeyler ikram edebileceğini söyleyerek beni evine davet etmişti.  Bende gayet nazik bir şekilde “yürüyeceğim” cevabını vermiştim. Daveti için teşekkür ettim birde. Adam hakkında ilk izlenimim fazla iyi niyetli olduğuydu. Belki de zeka sorunu vardı. Ardından biraz düşününce teklifini fazlaca cesur buldum. Bekar iken de böyle teklifler gelirdi. Yüzümü asar cevap vermeden yanından uzaklaşırdım. Adamın evine davet etmesi olayını Yanımda ki ile paylaşmadım. Taciz diyemeyeceğim nazik bir davet olarak kabul ediyorum bu olayı!  

Bir arkadaşımın 3-4 yaşlarında ki oğlu, kapı komşusu tarafından taciz edildi. Arkadaşım çocuğunu, adamın kucağında  adamı  git gel hareketleri yaparken görmüştü. Torunları olan 60 yaşını aşkın tacizci adamla mahkemelik oldular. Arkadaşım ve çocuğu o olayın yaşattığı travmayı atlatamadılar. Psikolojik tedavi gördüler uzunca bir süre. Adamın ailesi toplumda utanılacak hale düşmemek için olayı red etti. Arkadaşıma iftiracı dediler. Adamın arkasında durdular. Adam şu an hapiste.  Hapse düştükten sonra ailesi dükkanları kapatıp buradan ayrıldılar. Benzer bir olayda baba memleketinde ki komşumuzun çocuğunun başına geldi. Evin önünde oynayan çocuk ortadan kayboldu. Aramalar sonucunda ıssız bir yerde buldular. Bir kişi üzerinde her türlü emelleri gerçekleştirip öylece bırakıp gitmişti çocuğu. Çocuk şu an yaşayan ölü gibi... 

Bekar iken tanıdığım 5-6 yaşlarında ki kız çocuğu vardı. Ailesi bilinçli bir aileydi. Toplumda ki ensest, taciz ve tecavüz konularında bilinçli, eğitimli bir anneye sahipti. O kız çocuğuna vücudunun kendisine ait olduğu, kendisi istemezse kimsenin ona dokunamayacağı öğretilmişti. Kendi isteği olmadan kendisine dokunmaya çalışanların ellerini ani bir hareketle iterdi.  Çocukken fazlaca içine kapanık ve asık suratlı bulduğum kız çocuğu şu an Amerika’da. İnstigram hesabından takip ediyorum onu. Bikinisiyle erkeklerle plaj voleybolu oynuyor, en çılgın dans gösterilerinde dans edebilen acayip güzel, seksi, bakımlı ve çekici bir kadın olmuştu  artık. Çocukken kendine ne niyetle yaklaşıldığını bilmediği bir ortamda herkesten uzak durarak kendini koruması öğretilmişti ki bence de doğru olan şey bu.  Çocukken bana da yabancılar çağırırsa sakın gitme veya kimsenin kucağına oturma veya yabancıların sana dokunmasına izin verme gibi nasihatlerle büyüseymişim belki bende  asık suratlı, soğuk olarak algılanan bir çocukluk geçirirdim ancak bu kadar üstesinden gelmem gereken travmamda olmazdı.  O travmalar yüzünden zaten asık suratlı, soğuk ve berbat bir çocukluk geçirmiştim. 

Toplumda çocukları seviyorum niyetiyle elini yüzünü okşayan, popusunu, yanağını sıkan, kucağına alan şapur şupur öpmeli sevgi gösterilerini doğru bulmuyorum. Öyle yalaya yalaya sevmeyin çocukları… Uzaktan sevin. Anne babalar çocukları elin adamları, kadınları öpsün, sıksın, mıncıklasın diye doğurmadı. İçinizde ki çocuk sevgisini bastıramıyorsanız evlenin sizde çocuk yapın. Başkalarının çocuklarını sevmeyin öyle…

İzlediğim porno, taciz, tecavüz konulu onlarca filmin üzerine birebir yaşadığım olayları da ekleyince şu anki bilgi ve zeka düzeyimde ; çocuk ve kadınların psikolojik ve bedensel zayıflığını kullanmak isteyen cinsel dürtülerini kontrol edemeyen milyonlarca insanla iç içe yaşamak zorunda kaldığımız bir dünyada olduğumuz sonucuna varıyorum. Bu insanları kamufle eden, ayıplarını örten bir ahlak anlayışımız varken, mağdur çocuk ve kadınların kimliklerini ulu orta serpen bir medya etik anlayışımız var.   Bu insanların cinsel enerjilerini bir şekilde boşaltması veya kontrol altında tutulması gerekiyor, masum çocuk ve kadınların ise bu otokontrolünü sağlayamayan insanlar tarafından mağdur edilmesini önleyecek tedbirlerin alınması gerekiyor. Aynı şekilde istemediği halde kadınların tacizine maruz kalan erkeklerin de şikayetlerine rastlıyorum internette. Bu konuda daha çok mağdur olan taraf kadın ve çocuklar gibi görülse de erkeklerde azımsanmayacak kadar tacize uğruyordu. Bir kadının erkeği taciz ettiği yönünde ki haberlerde, bir çok erkeğin böyle bir fırsat kaçar mı diyerek hemcinsleriyle dalga geçtiği bir çok yorum ile karşılaşıyorum. Erkeklerin bir çoğunun cinselliğe özel biriyle yaşanması gereken özel bir olay olarak bakmadığı, her kadınla yaşanabilecek ihtiyaç olarak algıladıkları sonucuna varıyorum bu yorumlardan sonra. Cinsellik konusu çok özel bir konu iken bu konuya yaklaşımımız çok pervasız. Bu konuyu ya hiç konuşmuyoruz ya da dalga geçilecek malzeme olarak kullanıyoruz..

Taciz ve tecavüzün bu kadar yaygın olduğu bir toplumda kadınlar eşleriyle sağlıklı bir cinsel hayat yaşayabilir mi? Böyle bir toplumda yetişen kadınlar çocuklarını tam dengede nasıl yetiştirebilir? Etrafta bu kadar tacizcinin olduğu bir toplumda çocuk travma yaşamadan cesur ve özgüvenli nasıl yetiştirilir? Bu soruların cevapları üzerine düşünelim hadi hep birlikte… 

24 Nisan 2023 Pazartesi

Konu Benim!!!

 


Yanımda ki’nin Karşıda ki olduğu zamanlar. Görüşmeye başlayalı bir iki ay oldu. Görüşme sürecini uzatmayı çok düşünmüyordum. Yiğit bir Anadolu delikanlısını oyalamak, duygularıyla oynamak racona ters düşerdi. Gönül ilişkilerin mafya adamları gibi yaşanması gerektiğini Kurtlar vadisinden öğrenmiş olmalıyım. İlişkinin nasıl yaşanması konusunda zerre bir fikrim ve tecrübem olmadığından duyduğum, gördüğüm, izlediğim, okuduğum her şeyi kendi fikrim gibi sandığım zamanlardı. İlişkiler konusunda yeteneğim hiç yok!! Her konuda bilmiş bilmiş konuşma yeteneğim var sadece… Nerede ne konuşulacağını tam beceremesem de iyi bir yetenek!…Kaf dağının ardında ki evin, aylık ödemeleri yüzünden tayin talebimi geri çekmiştim. Bir daha ki tayin döneminde kesin tayin isteyip gidecektim. Benim hayallerim ve beklentilerimde çalıştığım bu ilçede kalmak yoktu. Hatta bu ilçeden bir an önce gitmek tek hayalimdi. O arada nasıl olmuşsa Karşıda ki ile tanışmıştım. Bu ilişki bana göre bir arkadaşlıktı, ona göre ise daha derin bir anlam ifade ettiği her halinden ve tavrından belli oluyordu. O gün ona, bu arkadaşlığı çok uzatmayalım konulu konuşmayı yapmayı planlıyordum. Akşam olmuş arabayla beni evime bırakacaktı. Ben bu arkadaşlığı çok uzatmak istemiyorum, bitirelim dememe kalmadan Karşıda ki gaza yüklenmeye başladı. 50…. 60…70…80…90… 100 km… Gittikçe hızlı gitmeye başladı. Diliyle söyleyemediğini ayağıyla bastığı gaz ile söylüyordu. !!! Red edilmeyi sevmeyen, bu ilişkiyi bitirmek istemeyen azman yanı ortaya çıkmıştı. Gazı köklüyordu. Korktum!. Deli bir yanı varmış!!! Lan ne oluyor!!!! O hızla giderken yolda bir köpek karşımıza çıktı. Karşıda ki ani frene bastı. Köpeğe çarpmamızla ben bir çığlık attım. Benim çığlık atmamla Yanımda ki bana bir şey oldu sandı. Bir şey oldu mu diye sordu. Yok dedim. Ancak o araba bana çarpmış gibi hissettim. Hayvancağız inleye inleye, ağlaya ağlaya kaçtı karanlığa doğru. İnlemeleri hala kulağımda. Araçtan indik, hayvanı arıyoruz. İnşaata kaçmıştır diye gece karanlığında moloz yığınları arasında bakınıyoruz. Bulamadık. Moralim berbat bir halde. Yanımda ki’nin hali benden beter.. Bu ilişkiyi ilk ve tek bitirme çabam böyle sonuçlanmıştı… Canımızdan oluyorduk neredeyse… Bir şeyler bu ilişkiyi bitirmeme engel olmuştu. Geçenlerde dışarı yemeğe çıktığımız bir gün, bu konu açıldı. "O gün bu ilişkiyi bitirmek istedin ama olmadı. Sen bitirsen de ben seni bırakmazdım" dedi Yanımda ki.

Ne istediğimi bilmediğim, bilmediklerimin bende ne gibi etkisi olduğunun farkında bile olmadığım zamanlarımdı… Yoğun bir sevme ve sevilme ihtiyacı içerisindeydim. Sevilmeyi Karşıda ki’nde bulmuştum. Sevmem ise o kadar kolay ki. Bir gülsün, azcık tebessüm, azcık ilgi. Tav olmam 2x2=4 formülü kadar basit. Ne beni fazla ilgiyle boğan ne de ilgisiz bırakan bir adamdı. Dengeliydi. Dengimdi. Ama işte herkesin içinde bir yerlerde uhde gibi yapışıp duran “daha iyi, daha mutlu bir hayat  başka yerlerde, başka kişide, o hayal bir adım ötede beni bekliyor. Daha iyi hayat hayali, bu evlilik ile son bulacak, o uhde hep bir yerlerde kalacak” düşüncesi bir yanımı esir almıştı. O yanımdan azat olmak için ise henüz erkendi. Azat olmak ise teslim olmam demekti. Teslimiyet ise mağlubiyeti kabul etmekti. O uhde, evlendikten uzun bir süre sonra da beni özgür bırakmadı… Yumru gibi durdu. Bu uhdeden azat olmadan da iç huzurumu yakalayamayacağım kesindi.  

  Elimizde olanlarla yetinmek ile gelişim için olmazsa olmaz hep daha iyisi için uğraşmak arasında ki denge nasıl sağlanır? Somut örnek verirsem Karşıda ki mükemmel değildi. Bende değildim ama konu ben değilim. Konu benim mükemmellik beklentim ile mükemmel olmayan gerçek arasında dengeyi nasıl sağlayacağım konusuydu. Mükemmelliğe doğru evrilen mükemmel olmayan canlılardık. Bir yanımız hep mükemmeli istiyordu. Mükemmel ise hep olmayan bir ülkede, olmayan ama olmasını hayal ettiğin şeylerin bir adım ötesindeydi hep. Mükemmel diye bir şey yok!! Bunu kesin olarak anlamış bulunuyorum. Mükemmellik bu dünyanın konusu değildi.

Bir ilişkide daha çok isteyen ve seven taraf eğer siz değilseniz, çok isteyen tarafa bunun bedelini ödetmeniz gerekiyordu. Bende öyle yapıyordum. Evliliğimizin üzerinden yıllar geçmesine rağmen, zor zamanlarda, istenmeyen olaylar karşısında aklıma hep bu evliliği ben çok istemedim, o istedi düşüncesine sarılıp Yanımda ki' ne öfke duygusu besliyordum ve onu suçluyordum. "Ben niye evlendim ki, benim yurt dışına çıkma hayalim vardı, tayin isteyip gitme hayallerim vardı" diye söyleniyordum. O ise "evlenmeyip ne yapacaktın, gezip tozup sonunda ne olacaktı" derdi. Haklıydı ama ben daha haklıydım! (Bu haklı olma takıntımı da başka zaman yazarım.)  Evlenmesem ne olacaktı? Marsa gidecek ilk insan kolonisinde mi yer alacaktım? Bol bol gezip tozduğum bir hayatım vardı zaten. O hayatta çok sıkıcı geliyordu. O hayatımda da bol bol entrika vardı. Herkeste bir tam olamama hali vardı. Ya da ben öyle sanıyordum. O zamanlar da kendimi tam hissetmiyordum, iç huzurum yoktu. Demek ki mutluluk gezme, ne tozmayla ilgili bir durum değildi.  Evlilikte yarım beni tamamlamak için olması gereken şey değildi. Üstelik bir sülale ile evlenmiş olmanın ve çocuk sahibi olmanın bir çok sorumluluğu da üzerime binmişti. Kendim olacağımı sanacağım bir yolda bir dünya insan ile başlı başına kalmıştım ve o insanlarla ne yapacağımı, nasıl davranacağımı da bilmiyordum. İnsan kendisi gibi nasıl olurdu ki?  Böyle böyle Yanımda ki’ ni içten içe suçlayarak yıllar geçti. Suçlu oda değildi biliyordum ama işte bu hayat denen karmaşadan ve bu içimde ki yarımlıktan biri sorumlu olmalıydı. En yakınımda o vardı ve beni sevmişti. Bunun sorumlusu o idi ve bir bedel ödemeliydi!!! Karşıda ki ile evlendikten sonra da bu tam olamama hali devam etti. Ancak evlilik ile olgunlaşma süreci arttığı için iç dengemi daha hızlı sağlar olmuştum. Bir gün yine böyle “ben niye evlendim ki diye söylenirken” Yanımda ki’den  farklı bir atak geldi. Çocukları bırakıp istersem gidebileceğimi söyledi. Kapıyı ardına kadar açtı. Bu evde esir olmadığımı istersem gidebileceğini söylemesinin ardından şabalak gibi kaldım. Bensiz bir hayat yaşayabileceğini söylemesinin ardından aslında bana bağımlı olmadığını sadece sevdiği için yanımda olduğunu, seviyorsam ve istiyorsam kalmam gerektiğini hissettirmesi bende ters köşe yaptı. Ona daha çok bağlandım. Ama çocuklar konusunda tam ikna olamadım. Eğer gitmeyi tercih etseydim ben niye bırakıyormuşum ki çocukları?! Gidersem çocukları da alıp giderim! Onları ben doğurdum benn!!! Bu konuyu ona hiç sormadım. Ama bu yazıdan sonra soracağım bakalım ne diyecek?! Sosyal mesaj; eşinize arada böyle şoklar yaşatın, evliliğinizi monotonluktan kurtarın. Arada onsuzda yaşarım tehditleri savurun. Bende işe yaradı. Belki sizde de işe yarar.  Kapının sonuna kadar açık olduğu bir evde esir hissetmeden, ama söylene söylene yaşamaya devam ediyorum. Söylenme huyumu bırakamıyorum napayım.

İnsan kendini tam nasıl hisseder konusunda birilerini suçlayarak tam hissedemeyeceğim konusunu idrak etmiş durumdayım.  Müjdeler olsun… ! Konu kimse değildi bendim. Sorun bendim. Ben değişmeden de hiç bir şey değişmeyecekti. Yıllar önce sadece kendimi şekillendirebileceğimi anlamamı sağlayan yaşadığım milat olay buydu.

14 Nisan 2023 Cuma

Aile

 

Aile yapısının bozulduğuna dair eleştirileri gözlemliyorum internet ortamında. Aile yapısı bozuldu mu? Aile’nin önce ki yapısı nasıldı? Şu an nasıl algılanıyor? Aile nasıl olmalı?

Geçmişte aile yapısı nasıldı? Bir kere eşler birbirini seçmiyordu ki… Evliliklere aileler karar veriyordu. Özellikle erkeğin ailesi, çevresinden bildiği, iyi aile kızı olarak duyduklarının evlerine görücü olarak gider,  genç kız ön elemeden geçerse ve oğulları da uygun görürse, kızın evine istemeye giderlerdi. Bana da vaktinde ne görücüler geldi…  Küçük bir ilçe de bana görücü gelen çocuğun yakın arkadaşıma da teklif gönderdiği bile olmuştu. Öyle yoğun bir görücü trafiği vardı ilçede. Önceden evlendikten sonra huyunu suyunu öğrenirdin, eşlerin sürpriz karakter çıkabildiği bir ortamda boşanma pek düşünülmüyordu. Toplum uygun görmüyordu boşanmayı. Birbirlerini sevmeyen ama tahammül eden eşlerin ömürlerini doldurduğu evlilikler revaçtaydı. Halamın nasihatları hala kulaklarımdadır. Eşiniz aldatmıyorsa ufak sorunlar için ailenizi sakın dağıtmayın nasihatlarını genç kızlığımda hep dinlerdik ondan. Alkolik babamın yaptıklarını halamın karşısına geçip zırıl zırıl ağlayarak anlattığımda hiçbir şey olmamış gibi davranmış, kabullenmemi söyleyecek sözler söylemişti. Çünkü kendi eşi de aynı aşırılıkları yapıyordu. O çekiyorsa herkes çekmeliydi. Toplum olarak kadınların erkeklerin her türlü zulmünü çekmesi gerektiği bilinç altına yerleştiriliyordu. Halam şu aralar 85 yaşında ve enişteme gençliğinde söyleyemediği her şeyi şu dönem yüzüne yüzüne haykırmakta. Memlekete ne zaman gidip evlerini ziyaret etsem, elden ayaktan iyice düşmüş eniştemi her fırsatta dillediğine, her söylediğine öfkeli öfkeli cevap verdiğine şahit oluyorum. Hatta annemden aldığım haberlere göre eniştemden boşanacağım diye tutturduğu bile oluyormuş… Gençliğinde bastırdığı duygularını artık bastıramaz olmuş, her türlü hakaret ve aşağılamanın karşılığını artık verir kıvama gelmişti. Eniştem elden ayaktan iyice düştüğü için cevap veremeyecek durumda şu an.  Şimdi hakaret dinleme sırası ondaydı… Toplumsal mesaj… Kadınları aşağılamayın, hor görmeyin. Gücünüz gözünüzü kör ederken, dilinizi-elinizi-belinizi kontrolden çıkarmasın. Sonucu kötü olur. Benden söylemesi…

 Kadının ev işi, çocuk bakımı, yemek, temizlik, bahçe işi yaptığı eski evliliklerde erkek çoğu zaman geçimden sorumluydu. Eski evlilikler de demeyelim. Bu evlilikler hala devam etmekte. Kadının para kazanamadığı evliliklerde erkeğin vereceği para ile ihtiyaçlarını karşılıyordu. Herkes tek tip kıyafet giydiği için kıyafet çeşitliliğine çok önem verilmiyordu. Gösteriş yoktu, ayıp sayılırdı. Zorunlu ihtiyaç olarak görülenler iki elin parmak sayısını geçmiyordu. Teknoloji bu kadar gelişmediğinden, komşuya gidip gelmek sosyallik için yeterli görülüyordu. Az ile yetinmeyi bilen insanlar kendilerini mutlu olarak algılıyorlardı. Ben hariç… Ben geçmişe öykülenenlerden değilim. Geçmiş, insanlığın evlilik konusunda ulaşması gereken zirve evlilik örnekleriyle dolu değil. Bir kere kadının erkeğin kontrolünün altında olduğu bir evliliğe benim ruh yapım asla onay vermiyor. Din kadını erkeğin himayesinde olmasını buyuruyor diyerek kendini bu yönde ikna eden insanlar var. Ki aslında din bunu demiyor. Kendi düşünce seviyelerinde kendilerini ikna ettikleri rivayet dini öyle buyuruyor…

Özellikle rivayet dinini benimseyenlerin internet ortamında kadın ile erkek eşit değildir yorumlarını görünce üzerine düşünme ihtiyacı hissediyorum. Eşit değildir derken kast ettiği ne o tam belli değil bir kere… Erkekler kendi arasında bile eşit değil ki kadın ve erkek eşit olsun. Kimse birbirine benzemiyor, ikiz kardeşler bile birbirine benzemiyor. Bireyselleşmenin arttığı şu çağda artık insanları cinsiyetine göre ikiye ayırmak çok yetersiz kalıyor, insanlarda ki çeşitliliği açıklamaya cinsiyet ile sınırlamak yeterli gelmiyor. Her birey o kadar farklı ki… Her bir insan o kadar değerli ki… Kimse birbirinin eşiti ve benzeri değil. Güç erkeği, güzellik kadını temsil ediyor anlayışı artık çok eksik bir anlatım. Kimi kadın çoğu erkekten daha cesur ve güçlü, kimi erkek nice kadından daha fazla süslenmeyi seviyor, görselliğe önem veriyor… Farklılıklarımız, çeşitliliklerimiz çok arttı. Kadın hakkı diye ifade ederek cinsiyetçilik üzerinden hak arayışı yetersiz bir anlatım. Kadın hakkını arıyorum dediğinde erkeklerin hakkı ne olacak konusu beliriyor karşı tarafta. Özellikle boşanma sonrası nafaka konusunda erkekler mağduriyetlerini çok dile getiriyor internet ortamında. İnsan hakkı olarak konuyu ifade etmek bu konuya çözüm olabilir. Yaşam için zorunlu görülen asgari ihtiyaçlara herkesin ulaşabilmesinin garantisi anayasada düzenlendiğinde kadın-erkeğin arasında ki ekonomik temelli bir çok sorun otomatik olarak çözülecektir.  Asgari bir ücrete herkesin ulaştığı bir sistemde kimse kimseye nafaka vermek zorunda kalmaz. Birey çalıştığı kadar, yönetebildiği kadar, kazanabildiğinin en fazlasını kazanabilmeli ancak kazancında üst limiti belirlenmeli… Dünyaları doyuracak kazanç bir ailenin kontrolünde olmamalı. Programlarına böyle çözümler sunan parti yok henüz. Ki ben partili sistemi bile doğru bulmuyorum. Particilik toplumu kutuplara bölüp yöneten bir sistem. Partisiz bir sistemi savunuyorum.

Günümüzde  zorla kaçırarak zorba temeli üzerine eş edinimi, ana babanın eş seçtiği evlilik kadar eşlerin birbiri ile flört ederek, isteyerek oluşturduğu evliliklerde mevcut. Aile kurumunu oluştururken ki karar mekanizmasında da bir çeşitlenme var. Ruh bu çeşitlilikten de farklı deneyim elde etmekte. Nasıl eş seçileceği çok karmaşık bir konu ve bu karmaşık konu üzerine deneye yanıla bir öğrenme sürecini deneyimliyoruz… Toplumun, ailenin, medyanın, okulun bireye yüklediği bilgilerin her biri birbirinden çok farklı… Her bir bireyin kapasitesi, ruhsal ve zeka olgunluğu da birbirinden çok farklı.  Bu kadar çeşitliliği kim nasıl yönetiyor, kim neden nasıl evleniyor, nasıl aile kuruyor ve bunun sonuçlarının topluma yansıması ne oluyor kestirmesi o kadar zor ki. İnsanoğlu çeşitlendiği kadar toplumun normları da çeşitleniyor.  İnsanın tekamül etmesi için bu çeşitlilik gittikçe de artacağa benziyor. Ben sonucu Tanrı’ya bırakıp kafamı rahatlatıyorum. Düşünmekten yorulduğum zaman Tanrım sen bilirsin benim aklım almıyor deyip topu ona atıyorum….  

Herkes mutlu olacağı eşi, özgür bir ortamda seçsin, aşık olsun, sevsin, sevişsin… Yetiştirebilecek olgunlukta olanlar çocuk yapsın, çoğalsın. Mutlu evlilikler insan ruhunu doyuran bir ortam sunuyor insana. Tavsiye ederim…

Daldan dala atladığım bu yazının sonunu nasıl bitersem kestiremedim. Öpüyorum hepinizi mi yazsam, haydi eyvallah mı? Bir sürprizle bitireyim en iyisi... 

Süpriz 

13 Nisan 2023 Perşembe

Sızı

 

İçinde bir yerler sızlamalı insanın

İnce ince

Derin derin

Tatlı bir acı hissetmelisin

Bu öyle bir acı olmalı ki..

Yokluğu varlığına denk olmalı

Sızlamadığında garipsemelisin yüreğini

 

Sürekli sızlayan

Ama hiç yakmayan

İçinde bir yerlerde işte

Bir nedeni olmamalı

Ya da bir kimse için olmamalı

Sana bakıp görenler yüreğini

Güngörmüş, çekmiş

Halden anlar o demeli

Olgunluk ve mağrurluk kondurmalı yüzüne

 

Sızım sızım sızlatan

Ham seni olgunlaştıran

Sana var olduğunu bir an bile unutturmayan

Mutluluk ile acının aslında bir olduğunu anlatan

İçinde bir yerler sızlamalı insanın

Haccecan

11.04.2012

Yıllar önce yazılmış facebook'un bir köşesinde karşıma çıkan bir şiir.

O sızı artık o kadar anlamlı ki...

12 Nisan 2023 Çarşamba

Ölü Sevgi

 

Sevginin kanıtı neydi?

Gülüş müydü?

Bakış mıydı?

Şiddet miydi?

Kaçış mıydı?

İnkar mıydı?

Sanrı mıydı?

Ben sevsem yeter miydi?

Sen kaçsan değer miydi?

Varlığı kanıtlanamazların, yokluğunu kim arardı?

Cesetlerin ardında mı aranır bir tek kanıt?

Kimileri sevgilerini öldürür, kanıtsız...

Peşlerine düşecek ne bir polis...

Yargılayacak ne de bir yargıç...

Sızlayıp duracak sadece vicdanları.

 

Kimileri sevgilerini öldürür kansız, bıçaksız

Yaşatılmayan sevgilerin ölümü de kanıtsız

Hesap soracak ne bir sevgili, ne de yâr

Gömülür sessiz sedasız, yeri sahipsizler mezarlığı

Kırkında elleri göğe kalkmış edilecek bir dua,

Allah’ım sen  bu ölü sevgiyi, kabul eyle cennetine !

Ardında kanayıp duracak sadece sol yanı

Cennet; sahipsiz, ölü sevgi mezarlığı

O yüzden bu kadar çok yanmaktadır dünyanın canı.


Haccecan

12.04.2023

Ali Lidar -O Gelsin Üstümü Örtsün Şiiri (Okuyan Furkan Özdemir)

10 Nisan 2023 Pazartesi

Yarımlık Üstüne

 

Sonu gelmeyen bir yol hikâyesiydi bizimkisi…

Bir tanışmışlık hakimdi, “merhaba!” ile başlamadı…

Başladığı belli olmayan bir seyahatin

Bitişi de başladığı gibi vedasızdı…

Suskunluklarımda neler söylediğimi bir duysan…

Yeniden, yeniden ve yeniden... sessiz çığlıklar ataraktan

Ve ardından doğuyordum, ezilerek düştüğüm bataklıktan

Anlamadığımı sanıyordun ya…

Aslında, sendin anlayamayan …

Seni kör eden bir gözbağıydı sadece…

Körü körüne savunduğun her bir öğreti.

Aklına tapanların sonu hep ağır yargıdaydı..

Her ağır yargıda ki mahkumiyet gibi, o da bir gün azat olmaya istekli

Akıl, tıkalı bir boru gibi, onu açabilir ancak masum bir kalbin ayak sesleri…


Gözümü açtığım yer, kibir dağının zirvesiydi…

O zirvelerin ayazlarında ki soğuk ise tek hakikatim

Sahibi olduğunu sandığım tüm bildiklerim hep başkalarınınkiydi..

Kimse özgün düşünmüyor, herkes gebe kendinden önceki düşünceye…

Arınıyorsun zamanla gerçek olarak algıladıklarından ve tüm hatalı öğretilerden 

Gözümü açtım sonunda, uyandım çırılçıplak bir gerçeğe

Sessiz çığlıkların ardından konuşabildim ama sadece hakikati..


Tanrı’m benim aklım ve fikrim hep şiirlerde…

Bir satır olarak yarat beni, istersen de bir dize…

Değil sonu gelmeyen bir yol hikayesinde 

Var olmak istiyorum dilden dile dolaşan bir şiirde…

Var olmak da pek umurumda değil …

Neden umurum da olsun ki hiç yok edilemezken

Bu dünyada hiçbir şey var olamaz ki, her şey zaten bir hayalden ibaretken

Yarımlıktan haz alıyor nefis denilen şey….

İki yarım bir araya getirilerek tamamlanıyor biz denilen…

Senin olman için ben, benim olmam için sen gerekli..

Ben hep buradayım... ister ekranın karşısında de, ister bu dizede

Bu şiirde bir şey eksikti, oda olsun bu son kelimede..

Sen...


Haccecan

10.04.2023

Dinlenildi... Nicolas de Angelis- Concerto DAranjuez

6 Nisan 2023 Perşembe

Tanrısal Aşk

 

Aşık olduğunuz insanların Tanrı’sıyla olan ilişkisi nasılsa…

Sizin ilişkinizde Tanrı’yla ilişkisine benzer olacaktır…

 

Tanrı’ya korkusundan yerlere kapaklananlar

Sizin de karşılarında titrerken bulmak için üzerinize yıldırımlar atacaklar

Korku duygusunu gerçek sevgi için koşul sunacaklar

Korku, çürütürken kalplerini ve ardından bütün bedenlerini

Sana da hazzın aslında korku olduğunu anlatacaklar…

 

Tanrı ile arası hiç iyi olmayanlar, küsüp yok sayanlar

İnkar nedenleri; yapıtaşları sonsuzluğu henüz almadığından   

Hayatın merkezinde ne varsın ne yoksun gibi davranacaklar

Hayatında hiç bulamadığı, kızdığı Tanrı’sı gibi

Seni’de, aşkı da hep yok sayacaklar

Tanrı’nın yokluğunu böylece ispat ettiğini sanacaklar…

 

Tanrı’sı ile arasında dengeyi sağlamış olanlar

Ne O’ndan korkan ne de yok sayanlar…

Yaratıldığını kabul edip, hayat oyununu kuralına göre oynayanlar

İdeal aşkı en çok onlar hakkıyla yaşarlar…

Ne sıkarlar, ne yok sayarlar…

Ne korkuturlar ne de aşk için kapında ağlarlar…

Kıskanırken bile kendinden, kıskançlığı zehir gibi akıtmazlar..

Kalplerinde sıkıca sarmak isteyen sevgi olmasına rağmen…

Senin koşuşturacağın sonsuz bir alan yaratırlar…

Keyfini sürer doya doya yaşamanın

O boş alanda, baştan aşağı yarattığınız dünyada

 

Bu ideal aşkın sonunda biliyor musun ne var?

Tanrısallık var…

Her şeyi koşulsuzca sevebilmek…

Hayat oyunundan nasıl keyif alacağını öğrenmek var…

Varlığı da, yokluğu da

Öfkeyi de, hüznü de, çoşkuyu da, sevgiyi de…

Cümle olan ve olacak olan

ne varsa…

Her şeyi ol’duğu gibi kabul edebildiğin olgunluğa ulaşmak var…


Haccecan

06.03.2023

Dinlenildi...Buray Ceren Gündoğdu Beni Affet

31 Mart 2023 Cuma

Aşk Yanığı...

 

Aşk önemli değilmiş, değerli olan aşka yüklenilen anlamda

Aşkta kişi önemli değil, değer senin hissettiğin duygularda..

Acı diye düşünürsen hissedersin cehennemlerde yakan azap

Acı ile olgunlaşıyorum dersen, aşk cennetten bir ırmak

Aşk, bir yolcu oluyor bazen, bazen de yolun kendisi..

Kimi aşk ise saklanıyor derin dondurucuda…

Sırası gelmediğinde aşkı yaşamaya, bir fırsat, bir telaş…

Muhakkak bir gün karşına çıkıyor, o koydukların dondurucuya

Eline aldığında aşk kütlesini, soğuk yanığı oluşacak ellerinde …

Aşk yanığı diyorum ben buna, aşk seni kah soğuk, kah sıcak ille yakacak!!

Gel!! sen yine buna, aşk ile olgunlaşıyorum de, aksın yüreğinden adenden ırmaklar…

20 Ocak 2023

Haccecan

28 Mart 2023 Salı

Bunca şey...

 

Anlatamadıklarımda varsın

Beni şair yapan yoklukta

Kelimeye düşememiş hallerimde

Bazen keşmekeşlikte

Sürümcede bırakılmışlıkta

Anlatabildiğimde oldu seni ama

Onlar hep sanrılarımda

Paçalarımı sıvamadan dalmışlığımda

Her yerde ve her şeyde

Yerde ve Gökte..


Çoğunluğun sancılarımda

Azımsanmayacak kadarın karşımda

Az olan yanın ötelediklerimde

Yokluğun merkezimde

Varlığın yüreğimde

Gölgen tam dibimde

Sonsuzluğun zihnimde

Var ediyorum seni sürekli evrenimde…

 

Anlayamıyorsun değil mi bunca şeyi?

Bende sevgilim... bende…

Haccecan

28.03.2023

Çare

 

En derin acılarınızdan

 azat olmak için

 tek çareniz 

o acıya yüklediğiniz 

anlamda gizli.


Haccecan

28.03.2023

24 Mart 2023 Cuma

Öğreti

 


Neyi aradığımı bilmiyorken, nerede arayacağım sorusu vardı kafamda…

Nerede bulacağımı anladığımda, huzura vardım…

Neyi aradığımı bulduğum da ise “daha yolun da başında olduğumu anladım”

Başkalarına sıkıca sarıldığımda bulacağımı sanırken

Kendimden çıkıp bana doğru akarmış, sevgi duygusu…

Şu aralar herkes sen yaparsın, sen bilirsin demekte..

Neyi bilip bilmediğimi nereden bilipte böyle söylemekte?

Bilmenin bir faydası yok ki uygulamaya geçememişsen eğer…

Didinip duruyorsun, yapıp duruyorsun her şeyi tamam da

Hiçbir yere varılmıyor ki sevgi yoksa uygulamanın temelinde…

 

Sanki dünya, yanlış öğretilerin hırpalattığı insanlar komitesi

Bu komitenin başındakiler ise bütün sorunların merkezi

Umuyorum ki yanlışları eleye eleye varacağız bir yere

Günahların açtığı azaplarda yana yana kanacağız serinliğe…

Dersi çok uzatmak istemiyor Tanrı artık, yakıp yıkıyor her bir yeri…

Gönderiyor yeryüzüne yeni doğanları, yükleyerek yepyeni öğretileri


Haccecan

24.03.2023

23 Mart 2023 Perşembe

İki Kalp

 


Kırdığın yerin üzerine binlerce şiir yazabilirim…

Bir bakışın için ciltler dolusu romanda yanında hediyesi..

Ki belki o zaman kapanır o dipsiz uçurumlar

Durduğun yerlerin üzerinde sevinçten tepinebilirim…

Belki o zaman olur, yaşamın bir anlamı

Arada bıraktığın boşluğa evrenleri sığdırır

Seni senden alıp yepyeni bir sen yapabilirim….

Belki o zaman ben, bir ben olabilirim…

 

Sevgi’nin tanımını herkes yapabilse de…

Uygulamasını kaç kişi biliyor ki?…

Tanımlanabilecek gibi bir şey olmadığını

Sadece uygulayabilenler hissederdi 

Kendine bir özellik katmaya gelmiş herkes dünyaya…

Seni özel yapan şey neydi biliyor musun?

Hiçbir özelliğinin olmaması…

Öyle hamken

Öyle katıksız sevdim seni

Katıksız sevgilim…

 

İki adamı çok sevdim

Biri babamın hayali…

Biri senin hayalin…

Hiç kavuşamadığım adamların

Hep hayaliyle yaşadım…

Gerçekler yaktığı zaman

Hayale dadandım…

O iki adamın hayali sayesinde...

Gerçeğe uyandım... 

 

İki günahla boydan boya bulandım

Birisi yalan

Diğeri sen

Yalan seni, hayal ile harmanlayıp

Cehennemlerde yandım

Yandım, piştim Ey Tanrım…!

Günahlarımdan böyle arındım…

 

İki kalbim var benim

Biri seninle, biri sensiz atar

Arada durur sensiz atan

Hep telaşlıdır seninle atan

Bir bedende nasıl yer bulur?

Birbirine bu kadar zıt olan

İki kalp beni çok yorar

Kalplerle olan bağımı kestim

Ben bana ondan sonra vardım..

Borcum yok kimseye

Bir ruhum var sadece

Oda sonsuz olan…


Haccecan

22.03.2023

Yazarken dinlenildi ; Tuğkan Özledim...

22 Mart 2023 Çarşamba

Blinş

 

Kaynak Okunası

Hiç hazzetmem, imlâ hatasının üzerini çizip düzeltenlerden..

Doğuyor belki bir güneş, o batasıca hata sandığın yerden

Yol alıyor şu an, ulaşacak bir gün doğruya bu hatalardan

Nasıl düşünüleceğini bilmeyen bir karmaşadan

Düşünmeyi öğrenmiş olarak kalkacak ayağa, bu sorunlardan

 

Baktığımda aynaya, doğru söylediğim sözlerin ardından

Doğru söz benden çıktı tamam ama, hatam hala yerinde durmakta

Kusurlarımı gördüğüm için doğruyu söyleyebildiğimi

Hem o hatalar hem de o doğrular bana anlatmakta

 

Hiç hazzetmediklerimi de biraz sorguladığımda

Üzerini çizip düzeltenler de doğruyu yapıyor aslında

Yazıyor bir doğru daha çizdiği hatanın yanına

Aslında sunmuş oluyor sana bir seçenek daha

 

Sevmeye değmeyecek hiçbir şey yok, şu dünya da

Her olayın ve durumun bir seçeneği bulunmakta

Sadece sevmenin bir seçeneği olmadığını anlayacak oda

Eksik ve noksan olan ise sadece blinş🌞  bu dünyada

Oluşturacak kendi evrenini düşündüğü nöronlardan

O nöronlarda oluşacak bunca doğru ve hatalardan …

Seçeneği olmayan tek şeye doğru herkes yol alıyor aslında

 

 Haccecan

21-22 Mart 2023

Blinş; Beyin 

Kaynak :Güne🌞Eş Dil Sayfa 314

20 Mart 2023 Pazartesi

İsyancı Bir Ruh: Hz. Meryem


 

KADIN TEK BAŞINA SEYEHAT EDEBİLİR Mİ?

Televizyon ekranlarında yayınlanan "Ömer" adlı dizinin bir sahnesinde “Kadın Tek başına yolculuk yapabilir mi, yapamaz mı?" konulu sahnesiyle ilgili yaşanan diyaloglar…

Yorumcu 1 : İbni Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:“Eğer insanlar, yalnız başına yolculuk yapmakta ne sakıncalar olduğunu benim kadar bilselerdi, hiçbir binek sahibi (yolcu) gece yolculuğuna yalnız çıkmazdı.” (Buhârî, Cihâd 135. Ayrıca bk. Tirmizî, Cihâd 4; İbni Mâce, Edeb 45)

Haccecan :  Rivayet dini... Kurandan ayet var mı?

Yorumcu 1:  Kur'an da bir Hz Meryem'in adı geçiyor Hz Hatice, Hz Fatıma, Hz Aişe’ nin adı Kur'an da yok. Simdi siz bunlar Kuran'da yok diye bunlar yalan isimler olarak mı kabul ediyorsunuz?

Haccecan:  Konu Kur’an’da geçmeyen bir ismin gerçekten olup olmadığı konusu değil. Konu bilmem kimden rivayet edilen sözün gerçekten Peygamberimize ait olup olmayacağımızdan emin olamayacağımız. Siz öldükten 200 yıl sonra söylediğiniz sözlerin size ait olup olmayacağını kanıtlayamayız. Peygamberimizin tasdikli hadisleri “deki” diye başlayan ayetlerdir. Uydurma hadisleri dini bozmak için Kuran'ın yanına kaynak olarak bizzat Kabala sokmuştur. Ayrıca peygamberin ölümünden 1400 yıl geçti. Artık deveye değil 120 km hızla giden araçlara biniyoruz. Kadınlar işe gitmek için saatlerce yol gidiyor. Her gün çalışmak için kocamla mı işe gideceğim? Seyahatle ilgili konuda uyduruk hadis değil de bizzat Kuran'dan bir örneğimiz var zaten. Hz. Meryem 2000 yıl önce kendisi için kura çeken erkeklere boyun eğmeyerek bir mağarada yaşamaya başlamış. Kavminden uzakta bir mağarada ve tek başına... Tek başına yolculuk yapmak ve yaşamak kötü bir örnek olsaydı Kuran yazmazdı demi? Kucağında Hz. İsa ile geri döndüğünde onu iffetsizlikle suçlamışlar.

Yorumcu 1: Cevap vermedi.

Yorumcu 2: Din zamana göre değişmez. Allah’ın kanunu ne ise efendimiz sünneti seniyyesi ne ise odur.  Efendimizden sonra 4 halifeler,  sahabeler, sonra 4 büyük mezhep imamları  bir birini takip ederler tıpkı bir zincirin halkaları gibi…

Haccecan:  Dini dört mezhebe bölme hakkını peygamberden izin alarak mı yapmışlar? Din tekse peygambere tabi olurum. Din mezheplere bölünebiliyorsa kadınları erkeğin kölesi yapmayan bir mezhepte oluşturulabilir ona tabi olurum... Hz Meryem hakkında yaptığım yorumuma cevaben niye bir şey yazmadınız? Kur’an’dan yorum yapmıştım. “Rabbim ümmetim bu Kuranı terk etti” diyen bir ayet var. Kuran'ı terk eden ümmetten değilim çok şükür... Sizin mezhepler kadın konusunda ne diyor?

Yorumcu 2 : Cevap vermedi.

Yorumcu 3 : Kuran’da 90 kilometresinden sonrası için bahsediliyor zaten bildiğim kadarıyla. Elbette ki Kadın işine gücüne bakacak helal dairesinde.

Haccecan:  90 km ile ilgili ilk sizden duydum. Ayet adı ve numarası verir misiniz?

Yorumcu 3 : Cevap vermedi. (Cevap veremez. Böyle bir ayet yok. Hadis var. Uyduruk hadis)

Yorumcu 4: (Dizi sahnesini kastediyor) Kınıyorum kabul edilemez

Yorumcu 5:  Bir kadın  olarak bir kadının erkekle eşit olmasını mı kabul etmiyorsunuz? Köleliğe devam o zaman. Biz her zaman kendi adımıza  da susturulmuş tüm kadınlar adına konuşmaya devam edeceğiz. Umarım bir gün aydınlanırsınız

Yorumcu 4: Senin aydınlıktan kastın kadın vücudunu kullanan klipler reklamlar panolar ,afişler ,diziler, pavyonlarda ,mezeler ,yılbaşında oynatılan kadınlar ve daha niceleri…  Bu mu çağdaşlık?  Bu mu aydınlık? Bu mu?  Yazık size .Halbuki kadın saklı bahçe de güldür.  Tek kişinin elinde olursa pörsümez, solmaz, güzelliğini korur. Kadın mücevherdir. Her gelen kullanırsa parlaklığı asaleti kalmaz. Dini bilseydiniz bunları da bilirdiniz .Cahil olmayın öğrenin

Haccecan: Peygamberimizin ölümünden 1400 yıl geçti. Deve, at üzerinde gitmiyoruz artık. Adalet sistemlerini kurduk. Telefondan 112’ yi arayınca polis geliyor. Cep telefonundan konum bilgisine anında ulaşılıyor. Güvenlikli araçların içinde araç kullanabiliyorum. Çağ değişti. Kocam işi için bir saatlik başka yola ben başka yola çıkıyorum. Hatta pilot oldum uçak uçurmam gerek. Böyle bir durumda kınamamanız için ne yapmalıyız?

Yorumcu 4 : Kadın erkek eşit değildir. Kur’an kadını daha değerli kılmıştır. Tavsiyem siz önce dininizi öğrenin. Çağdaşlık denilen zırvalıktır. Kadını köle yapan İslamiyet’ ten önce idi. Kadın köle gibi kullanılıyor idi. Peygamber efendimiz eşlerine nasıl davranmış onu öğrenin. Huzur yalnız İslam’ dadır. Altının kıymetini sarraf bilir .Çağlar ötesini bilen haber veren peygamber kadar mı akıl ediyorsun?  Bilmiyor araştırmıyor sadece yorumla geçiriyorsunuz ne kadar acı.

Haccecan: Huzur, algılanan İslam’da olsaydı dünya bu halde olmazdı. Huzur, ahir zamanda müteşabbih ayetlerin açıklanıp yaşanacağı zamanda yaşanacak.  Bilmem kimden rivayet edilen sözün gerçekten peygamberimize ait olup olmayacağımızdan emin olunmayan uyduruk hadis ve hocalar yüzünden din bu halde. Hadisler peygamberin ölümünden sonra Kuran'ın yanına kaynak diye Kabala tarafından eklendi. Siz öldükten 200 yıl sonra söylediğiniz sözlerin size ait olup olmayacağını kanıtlayamayız. Peygamberimizin tasdikli hadisleri “deki” diye başlayan ayetlerdir.  Seyahatle ilgili konuda uyduruk hadis değil de bizzat Kur’an’dan bir örneğimiz var zaten. Hz. Meryem 2000 yıl önce kendisi için kura çeken erkeklere boyun eğmeyerek bir mağarada yaşamaya başlamış. Kavminden uzakta bir mağarada ve tek başına... Tek başına yolculuk yapmak ve yaşamak kötü bir örnek olsaydı Kuran yazmazdı demi? Bilmediğim ve araştırmadığım sizin zannınız. Ben Kur’an’a tabiyim. Peygamberimiz çağlar ötesini biliyor. Akledip düşünmemizi istiyor. Bende onu yapmaya çalışıyorum zaten. Size yazdığım yorumda ters gelen ne? Siz kocanız ne derse onu yapın, yalnız seyahat etmeyin ama bunu din diyor diye diğer kadınları baskı altına alan baskıcı insanlara da onay vermeyelim...

Yorumcu 4: İşte bak ne kadar cahilsin. Seni yaratan ALLAH CC eğer inancın varsa ki neye inandığında belli değil. Seni yaradanın sana nerden zarar geleceğini nerden fayda geleceğini  ancak o bilir .Sen anne isen evladının neye iyi gelip gelmediğini neyi sevip sevmediğini ancak sen bilirken .Kalkmış Allah’ın hükmünü sorguluyorsun . Senim bilmem ne kimden rivayet edilmiş sözün sahabe bir hadisi doğrulamak için çin deki sahabeye gitmiştir .Ona bakarsan Atatürk'ün söylediği yaptı dediklerinin bir çoğu tarihçiler yalanladı. E ona itiraz eden yok. Ama konu din olunca hepiniz diliniz çıkıyor. Dinimiz akıl mantık yolu peygamber efendimize de sahabe taibin diye devam eder etmeseydi bu isimlerle gelmezdi .Uydurma hadis duyarsan Kur’an’a bak. Allah ne hüküm koymuş aklet biraz

Haccecan: Tek bir soru. Konuyu dallandırmayalım. Hz. Meryem tek başına yolculuğa çıkıp bir mağarada yaşadı mı, kucağında bir çocukla kavmine geri döndüğünde kavmi ona ne dedi? Ben Kuran’a tabiyim. Kınayacaksanız Hz Meryem mi de kınayın...

Yorumcu 4 : Cevap vermedi…

Yorumcu 6: Dine dair akıl veren karaktere bak hele. 40 yaşında ki kadının dibinden ayrılmayan süzme bir karakter oluşturmuşlar. (Dizi de ki Ömer karakterinden bahsediyor!!!) Baba da imam. Akıllarınca kendi batıl itikatlarını bu millete satacaklar. Ortada onlarca saldırıya uğrayan, öldürülen, katledilen kadın varken hala daha “kadın tek başına bir yere gitmesini” bu minvalde tartışmak aptallıktan başka bir şey değil. Geçmiş zamanlardan bu zamanlara eşkıyalar, tecavüzcüler, katıller ortalarda gezerken insan gözünden sakındığı karısını, kızını, annesini, kardeşini güvenmediği bir yere, emniyetinden emin olmadığı beldeye, bir mekana, bir eve vs. neden tek başına göndersin? Tek başına göndermeyi istemenin mantıklı ne izahı olabilir? Kadın ya da erkeğin bir yere tek başına gidebilme ölçülerinden biri güvendir. Yahu bugün otobüste bile kadınlar taciz ediliyor. Şehir içindi bir sokakta yürürken bile taciz ediliyor, kaçırılıyor. Bunlar ortadayken dinin güven ölçüsü olarak koyduğu ve erkeği vazifelendirdiği bir işi kadınların hürriyeti engelliyor diye lanse etmek cahillik olur. Aklı başında kadınlara sesleniyorum. Bu soytarı fikirlere kulak asmayın. Emniyetinizi sağlamadan size zarar verecek ortamlara sokulmayın. Eşinizi, kardeşinizi, abinizi, babanızı almadan bu yerlere girmeyin, gitmeyin. Saydığımız bu erkekler size hizmet etmek için çevrenizdeler. Bu hizmetleri onlardan talep edin. Aç sırtlanların sizi ve sizler gibi onlarcasını çaresiz durumda avlamak için ortaya attıkları böylesine süslü film cümlelerine kanmayın.

Haccecan: Kardeş çalışıyorum ben. Etrafım hep erkek dolu. Kocamla mı çalışacağım her gün? Sen de erkeksin. Yalnız gördüğün her kadını taciz mi ediyorsun? Yahu kadını korumak adına onları tek göndermemek yerine çözüm olarak tacizciler hadım edilsin diye niye yazmıyorsunuz? Sokakta kuduz köpeği toplamak yerine, yalnız gönderme demek kadına haksızlık ve sonu olmayan bir çözüm değil mi? O köpek sizi de ısırabilir… Diyelim kadın dul, kız çocuğun babası öldü. Ona kim sahip çıkacak?

Yorumcu 6: Cevap vermedi…

8 Mart 2023 Çarşamba

Heykel

 

Sevgilim diye başlayan bu şiirin, ilk mısrasını yazarken ben

Sen yine bakıyor olacaksın çok uzaklara

Bekliyor olacaksın hiç gelmeyecekleri

Hayalinde korktuğun şeylerle yüzleşeceksin

Yaşıyor olacaksın yani, yaşıyor olacağız birlikte

 

Sevgilim, bir tanem…

Şehirlerin o bacalarında ki tüten dumanlar boğmasın seni

Derin derin soluk alman için tutmalısın nefesini

Soğuklarda üşüyen burnun için "hohlamalısın!" avuçların içine

Ocağın dördüncü gözünü yakmak için üçüncü düğmeyi çevirmeli

İçinde ki zalim yanın ile asla karşılaştırmamalısın beni

Zalimler oldum olası, yüreğimden kanatmıştır beni..

Biliyorum bir anne şefkatiyle yaptığım nasihatler….

Bacalarda tüten dumanlar gibi boğuyor seni

“Çocuk muyum ben?” diye soruyorsun ya bana

Evet çocuksun…! Hatta 1.75 boyunda, altı bezsiz bir bebeksin

Bir erkek, adam olamaz; gerekir bir kadının elinin değmesi

Ellerim hep üzerinde, hamur haline getireceğim taş olan seni

 

Sevgilim, senle birlikte bende yoğuruluyorum hamur misali

Kan ter içinde kalıyorum, şekil oluvermek ne kadar da zahmetli

Düşlerimde son şeklini almış, olmuşsun sanki Michelangelo heykeli

Heykeller ağlayamaz, ruhsuz, donuk ve soğuktur taş misali

Hamurdan taşa dönüşen heykel’e, her şekle girebilen ruh üflemeli

Sevgilim diyerek sıkıca sarılıp koklayacağım, yarattığım o heykeli

 

Sevgilim, emeğim, alın terim, sancılarım, kıskançlıklarım….

Sen, kıymetini  izah edemeyeceğim başıma gelen en büyük talihimsin benim

Hamur olarak ellerimde yoğrulmaya ne zaman ikna ettim seni?

Böyle koşulsuzca bir başkasının ellerine, kim teslim eder ki kendini?

Sevdiğini o zaman anlıyorum, sen ezelden beri sevmişsin aslında beni…

Haccecan

08.03.2023

Camille Claudel Anısına

Gücün karşısında Aşk'tan vazgeçmeyenlere

Yazarken dinlenildi. Sevdama Dair Şiir - Ahmet Veske (Okuyan Furkan ÖZDEMİR)

7 Mart 2023 Salı

Doğu, Batı ve Arada Kalanı

 

Ey…! batının elle tutulur maddiyatı…

Parası, arabası, villası, düzgün şehir planları…

Bağnazlıkları gösteriş içinde kamufle olanı..

 

Ey…! doğunun kalple hissedilen maneviyatı

Yokluğu, acısı, savaşları, çadırları, yıkık sokakları..

Özünde ki batılı, hakikate uyumlamaya çalışanı…

 

Ey…! doğu ile batı arasında köprü olmaya çalışanı

Ülkem, yurdum, insanım, milletim ve de

Herkese ana olamamış devletim

Kimi hep öksüz hisseder kendini gölgende…

Kimi ise ne yaparsan yap, boynu ellerinde…

Var etmek için devleti,  kellesi gezer giyotinde

Kimi ise küsmüştür sana, yurtdışına gitme derdinde…

Seni eleştirenleri terörist ilan edip dili ile linç edeni...

Devlet ile hükümet ayırımına henüz varamamışları

Toplandı laiklik çatısı altında, bütün dünya Müslümanları

Arap’ları cahil bulunlar ile Avrupa’yı ahlâksız bulanlar

Öfke dolu yanlarını harlayıp duranlar

İçinde ki öfkeyi bir ırk'ın üzerine kusup rahatlayanlar…

Yani illa kızacak bir neden bulup öfke yolunu tutanlar

Sende haklısın! Ortadoğu’da çok fazla bu kadar acı

Bu kadar acı, doğurabilirdi anca bu kadar öfkeyi

Öfkenin doruğuna daha çok yol var… çık çıkabildiğin kadar

Öfkenin doruğuna çıktığında başında ayazlar oluşacak daha

Öfke bu kadar çok hissedilmeli ki sona ersin  korkunun çağı

Çek kendine, çek artık sende hakikati… Çekebileceğin kadar çek!!!

Ruhunu ellerine almış gibi sıkacak dev yaratıklar…

Gelişmiş devletlere verilseydi yıkılırdı  bu kadar acının binde biri

Ancak Bilge’ler acı ile pişip ıstırap ile olgunlaşırdı


Kimse kızmasın karşısındakine…

Kimse küsmesin sakın ha!! ilahi sisteme…

Dinlemeyi öğrenelim hepimiz ilk önce…

Susmayı becerebildiğinde duyacaksın hakikati…

Değiştirebilme yetkisi verilmiş sadece kendimizi

Kendini değiştirmeden, beklemesin kimse sorunların çözülmesini

Helâk olacak, değiştirmeyen kim varsa kendisini…

Helâk yani güncellenmeye iten manevi sıkışmayı yaşayacak*

Ruhunu ellerine almış gibi sıkacak dev yaratıklar…

Ölülerin ardından ağıt yakarken bulacak kendini

Aslında ölen olacak kendi benliği 

Yaşadığın hayat senaryosu hatırlatacak bir ruhunun olduğunu

Güncellenin, değişin, arının, oku’yun Allah’ın adıyla

Anlayasın diye bunca şey, içinde bir ruhun olduğunu….

Haccecan

19 Ocak - 7 Mart 2023

*buRAK özDEMİR'den alıntı