Görev Beni Çağırıyor... Seni de...

7 Ekim 2021 Perşembe

Vahşi At...

 



Öfke, kin, nefret, aşk, sevgi, özlem, arzu… İçimde yaşadığım bütün duyguları yoğun olarak tabiri caizse dibine kadar hissederek yaşar(ım)dım.  Off … O duyguların oluşturduğu fırtınalarla dolu bir denizde boğuşuyordum. Azgın duygu sularının içinde ne boğuluyordum ne de sağ kalıyordum. Bu benim lanetimdi… Her hissi doruklarda hissetmek, dünyanın bir ucunda ki acı çeken insanlar için de dahil her şahit olduğum olay, durum karşısında  acı hissetmek!! Ey hat… Yeter bu kadar acı.. Herkesin aşk acısını, hüznünü paylaşmak, hissetmek… Nedeni bilmediğim acılar için öfke, nefret… Herkesten ve her şeyden sorumluydum. Bu sorumluluğu ne zaman yük edindim onu da bilmiyordum. Bu dünyaya duygu hamallığı yapmaya mı geldim ben ya!!! Bunun omuzlarıma ne kadar ağır bir yük olduğunun farkında da değildim. Bu duygular ben de her zaman vardı. Bu dünya da hiç huzur görmemiş birisi huzurun tanımını bilemez. Mutsuzluğu olması gereken durum olarak sanır. O kadar alışıldık, bildik duygu ki. Başka türlüsünün olabileceğini dahi düşünemezsiniz. Varlığını bildiğin tek şeyi iç çatışmalarını, yalnızlığı bir yanım hiç bırakmak istemiyordu. Tek bildiğim oydu çünkü.  Duygusuz olmayı  istediğim anlar çok olmuştur. Artık duygularıma olan bakış açımda değişti. Ben varsam onlar da olmalıydı. Onlar olduğu için bu hayatı hissediyorum. Onlar artık benim lanetim değil en candan yol arkadaşımdı…

Karşıda ki yanımda iken öfkeli Haccecan’ın sesi çıkmıyordu ama yanım da yokken öfke denizinde ki dalgalar da boğuşuyordum. Ben ne yapıyorum ya, bu kim? Hayatım da ne işi var? Ben her şeyi aşabilecek güçlü birisiydim. Ne gerek var ki şimdi böyle bir ilişkiye. Telefonda onu hep tersliyordum. Her şeyi kızma sebebi olarak görüyordum. Benim her terslememe, her duygu fırtınalarıma sakinlikle cevap veriyor, alttan alıyor. Allah’ım çıldıracağım. Hayır öyle değil, senin de bağırman gerek. Kavga çıkart ne olur. Bana bir bahane ver. Seni boğazlayayım, dalayım sana…  Senin de kızman gerek bana. Yok arkadaş, kızmıyor, alttan alıyor sürekli… Bu adam bu kadar nasıl sakin kalıyor ben bu kadar öfke doluyken!!! Eşitlik ilkem yüzünden sınırı da aşamıyordum. Beni kızdırmayan birini sebepsiz yere kızdırmak kendimi suçlu hissettiriyordu. Aramız da ki mesajlaşmaları yazdığım deftere baktım geçen gün. Onu bir yandan fırçalarken bir yandan da desteklemişim J Bak böyle böyle yapıyorum ama sende kendini şöyle şöyle hazırla demişim. Onunla internet üzerinden yaptığım uzun sohbetler olmadığından konuşulanları yayınlayamıyorum. Onun yerine de konuşmak, her şeyi yazıya dökmek bana düşüyor şimdi. Bloğumda Karşıda ki'nin yerini de alması gerekiyor. Haccecan’ın tarihinde ki hak ettiği yeri almalı…

Filmlerde olur ya .. Kovboyların peşinde olduğu hiç ehlileştiremedikleri vahşi bir at vardır. Bu at ben oluyorum bu arada… Uçsuz bucaksız kırlarda koşup duruyordur. Sürekli koşuyordur. Nereye neden koştuğunu bilmeyen bu atı yakalamak için peşinden bir sürü insan kovalıyordur. Kimisi kement atıyor, kimisi tuzak kuruyor, kimisi kırbaçlıyor… At hepsine arka ayaklarıyla çifte atıp kaçmayı başarmıştır. Bir kaçının kafasını da parçalamıştır bu arada. Bir gün güçlü kuvvetli bir sürü kovboyların arasından sönük, cılız, tiz, zavallı kimsenin dikkatini çekmeyen bir kovboy, atın yanına sessiz sedasız gelip okşamaya başlamıştır onu. At şaşırmıştır.  Bu ne be!! Bu ne yapıyor? Hım ilginçmiş bu. Daha önce kimse yanıma böyle yaklaşmamıştı. Korkulacak biri gibi durmuyor. Dur şunu biraz inceleyeyim!!

Sevgi insana her şeyi yaptırıyordu. Bana olan sabrının tek sebebi sevgisiydi. Bu hiç tanık olmadığım davranış bana çok ilginç gelmişti. Onu çok zorlarsam kaçıp gidecek diye de korkuyorum bir yandan. Sevgi… Sevgi… Ne kadar sıcak gelmişti oysa. Sevginin sıcaklığı beni çekiyordu ama bunun bende bir karşılığı yoktu. Nasıl yaşanır bilmiyordum. Karşında daha önce hiç görmediğin bir varlığı görsen anlam veremediğin o şeyi anlamlandırana kadar uzun uzun bakarsın ya. Bende bakıyordum öylece. Eve arabayla bıraktığı bir akşam onun gözlerinde sevgi dolu bakışları ile benim elimi tuttuğunda ne hissetmiştim? Hiç bir şey…  

Devam edecek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınızı Bekliyorum