Görev Beni Çağırıyor... Seni de...

28 Temmuz 2023 Cuma

Cinsellik, Aşk ve Günah

 

Cinsellik, aşk ve günah…

Bu kavramların üzerine biraz düşünüp, düşüncelerimi yazı olarak görmek istiyorum…

Cinsellik… Bizim toplumumuz da ki insanların çoğunu bu konuda üzerine hiç konuşmadığını düşünürsek, cinsellik üzerine düşünmeye, konuşmaya başlamışsak yol kat etmeye başlamışız demektir. Şu an bir çok insan beklentisiz gözlem dönemi deneyimlediğinden bu konuda dahil bir çok konu hakkında düşünmüyor, sorgulamıyor, sadece güdülüyor… Gözlemlediği dönemleri deneyimliyorlar…. Aklınıza Maslow’un ihtiyaçlar hiyelarjisi gibi basamaklı bir üçgen getirdiğinizde alt basamaktaki insanlar gurubuna denk geliyorlar.  Beklentisiz gözlem döneminin yanında mutsuzluk dönemini deneyimleyenlerde var. Mutsuzluk basamağı aynı zamanda sorgulama yapmak için itelendiğimiz, ruhsal sıkışmışlık yaşadığımız (dini terim karşılığı helak edildiğimiz) dönem. Şu an hayatının dipte olduğunu hissediyor ve mutsuzsan; mutlu olacağın dönemlerin öncesine gelmişsin demektir. Gözün aydın olsun. Ruhsal sıkışmışlık yaşadığın dönem de doğru düşünebilir ve düşündüklerini uygulamaya geçirebilirsen mutlu ve haz dönemine geçiş hakkını kazanabiliyorsun. Mutluluğun algılanabilmesi için mutsuzluğun, korkunun, şiddetin deneyimlenmesi gerekiyor. Beyazı algılayabilmen için siyahın ne olduğunu bilmen gerektiği gibi…. Sistem ilk önce siyahı öğretiyor insana.

Kendi beklentisiz ve mutsuzluk dönemlerime dair deneyimlerimi bol bol yazıyorum bloğumda. Düşüncelerimi değiştirerek bunların bende bıraktığı etkilerden kurtulabileceğimi keşif ettim. Olumsuz etkilerden tamamen kurtuldum denemez. Çabalıyorum.

Cinsellik üzerine kadın ve erkeğe yüklenen bilgilerin çoğu hatalı. Hatalı olduğuna mutsuz olduğum dönemlerin üzerinde düşünerek farkına vardım. Beklentisiz gözlem dönemlerinde edindiğim hataları tespit etmem için ilk önce biraz o dönemleri yazmalıyım sanırım.   

Cinsel dürtülerimin ilk ne zaman harekete geçtiği konusunda kendimi yokladığımda orta okul yıllarıydı sanırım. Beslediğimiz dişi tavşan yeni doğum yapmıştı. Doğumun hemen ardından erkek tavşan, dişi tavşanın peşinden çiftleşmek için koşturuyor, dişi tavşanı sıkıştırıp duruyordu. Dişi bazen onu ısırıyor, patileriyle yumrukluyor, çiftleşmek istemediğini her halinden anlaşılıyordu. Erkek tavşan emelini gerçekleştirmeden onu bırakmayacağı aşikârdı. Tavşanın içinden nasıl bir istek fışkırıyorsa asla geri durmuyordu. Kararlılığın ne olduğunu sorsalar çiftleşme isteği duyan tavşanı örnek gösterebilirim. O esnada erkeğin içinde ki yoğun isteğin bende de olduğunu fark ettim ancak üzerine çok durmadım. Şu an bunun üzerine durup bu konuyu biraz açmak istiyorum. Bende bir dişi olmama rağmen cinsel enerjim olduğunu dişi tavşan değil de neden erkek tavşan üzerinden hissettim? Bunun bir anlamı var mı? Şu yaşımda 2 çocuk doğurduktan sonra dişi tavşan ile daha çok empati yapabiliyorum. Doğum yapmamın hemen ardından Yanımda ki gelip sevişmek istediğini söyleseydi onu benzinle yakardım herhalde.  Hiç zamanı değilken zor kullanarak ve baskı ile içinde ki üreme isteğini yerine getiren tavşanı, insan ahlak değerleriyle yargılamak tabi ki doğru değil ancak insan davranışlarını anlayabilmek için o davranış üzerine düşünmek yol aldırabilir. Zorlanan dişi tavşanda değil de zorlayan tavşanda keşif etmiştim kendimi. “Zoru severim” diye çok söylerdim o zamanlar. Artık bu cümleyi bilinçli olarak kullanmıyorum. Zor’un beni yeterince zorlamasına müsaade ettim. O sözler ile kendime çektiğim bir çok olaydan da çok şeyler öğrendim. O çağlarda zor ve dayatmayı normal algılıyordum ve davranışların sonuçlarını kestiremeyecek yaş aralığında olduğum için güvenli taraf olarak gördüğüm güçlü ve baskın tarafta olmayı tercih etmiştim bilinçsizce.  Bunların hiç birisi farkındalıkla olmadı tabi ki. Şu an ki bilinç düzeyimde “içimde çok yoğun hissettiğim  öfke duygusu da dahil, erkek tavşanda gördüğüm ancak bende de bulunan baskıcı, zorba tarafın"bana geçmiş yaşamlarımdan miras kaldığını anlıyorum.

Cinsel isteğimin uyanmaması konusunda sürekli kendimi baskılıyordum. Baskılamak da değil de görmezden geliyordum. "Baskılamak" olanı zapt etmek demekken, "görmezden gelmek" yok saymak demek. Bende böyle bir istek olamaz!!! İnkarda denebilir. Cinsel istek bir tek orospularda olur!!! Şüphesiz babamın kendimi baskılamanın üzerinde etkisi çok büyüktü. Orospuluğa çıkar bu yolun sonu mazallah!!!! O zamanlar bu dürtüler ve bu baskının ne anlama geldiği üzerine düşünmüyordum. Türkan Şoray kuralları koymuştum kendime. Öptürmem, elletmem, bakmam, baktırmam, yüz vermem, konuşmam, bana yan bakacak erkeğin alnını karışlarım diyerek erkeksi tavırlar sergiliyordum. Lise arkadaşlarımın hepsi aşk mektupları yazarken ben onlara (aşk konusunda hangi ara uzman oldumsa!) ilişki nasıl yürütülür konulu akıl veriyordum. Erkeksi tavırlar sergileyen kadınların yetiştirilişinde muhtemelen baskılanmışlık yatıyor. Bu yazdıklarımın psikolojide bir karşılığı var mı veya doğru mu bilmiyorum. Şimdi internetten psikoloji araştırma isteği de yok içimde. Bence öyle…  Toplumsal ahlak değerleri de eninde sonunda evlenmem gerektiğini empoze ediyordu. Kiminle evleneceğimi bilmiyorum ama evleneceğim nasılsa bir gün diye düşünüyordum. Bakmadığım, baktırmadığım, elleyemediğim bir erkekle nasıl evleneceğim konusunun bir mantığı olmasa da bu kuralım  kanun hükmünde kararname gibiydi. Tek kişinin kararıyla kanunlaşmış ama o tek kişi kimdi bir fikrim yoktu. Meclis kararıyla alınmış olsaydı bu kadar acı çekmezdim eminim. Meclis kimlerden oluşuyor bunun hakkında da bir fikrim yoktu. (Meclis konusunu irdeleyeceğim yazının sonunda)

 Üniversiteyi kazandıktan sonra kaldığım yurdun alt katında bulunan internet kafede chat yapıyordum sürekli. Karşı cinsi inkar ettiğim kadar da merak ediyordum.  Bu merakımı arkadaş ve dostum diye hitap ettiğim erkeklerle gidermeye çalışıyordum. Arkadaş ve dost olarak sınır koyarak konuşmak kendime koyduğum kuralları ihlalden sayılmıyordu! Babamın beni 24 saat takip eden hayali ise sürekli tepemdeydi. Hayalinden bile çok korkuyordum. Sanal seks yapalım mı diye başlayan sohbetlere günah, yanlış olduğunu anlattığım diyalogların sonunda karşıda ki benden "özür dilerim" dileyerek bitirirdi sohbeti. Yoldan çıkmışları bile yola sokuyordum!!! Öyle bir diyalog ve ikna kabiliyeti hakimdi bende!!! Karşı cinsten bana arkadaşım, kardeşim ve dostum diye araya mesafe koyarak yaklaşan insanlarında benim gibi bastırılmış duyguları olduğunu anlıyordum. Ama o aralar o insanların bana aynalık yaptığının da farkında değildim. Bu bastırılmış duygulara sahip olan çokça insan ile de karşılaştım. Sanal seks yapalım mı diyen insanlarda dahil bir çok insan bu içlerinde ki dürtüleri sağlıklı olarak nasıl dışarı akıtacağını bilmeyen insanlardı. İnsanlara nasıl güven veriyorsam artık, gelip en olmadık sırlarını, çözemedikleri konularını benimle paylaşırlardı. Aslında şu an fark ediyorum ki kendi sorunlarımı, aşamadığım konuları onların yardımıyla aşama aşama aşıyormuşum.

Evlendikten sonra internet ortamda yaptığım sohbet konuları da değişmeye başlamıştı. İnternette tartışma gruplarında hararetli tartışılan konulardan bir tanesi de evlilik yaşı konusuydu. Olaya geleneksel yaklaşan kişiler, kendini modern-bilim taraftarı olarak gören kişiler tarafından eleştirilirdi. Gelenekçi olarak tarif edeceğim kişi (o kişiyi etiketlemek ve yargılamak için kullanmıyorum iki farklı görüş açısını ifade edebilmek için onlara isim vermem gerekiyor) erken evliliğin insan fıtratına uygun olduğunu, insan vücudunun yasal olarak erişkin sayılan 18 yaşından çok önce olgunlaştığını, eskiden insanların erken evlenmesini de görüşlerine kanıt olarak sunuyordu.  Günümüz modern-bilim taraftarı insanlar ise karar verme yetisine 18 yaşında eriştiğine kimi ülkelerde yasal erişkin yaşının 20 olduğunu, erken evliliğin yanlış olduğunu savunuyordu. Bence her iki tarafın haklı tarafları ve haksız tarafları var. Gelenekçi insanların erken evlilik konusunun çıkış noktası geçmiş insanların deneyimleri sonucu kendilerine aktarılmış, uygulanmış ve sonucu belirli toplumsal kurallardı. Cinsel isteğin uyandığı dönemlerde kendi dengi insanla evlenerek cinselliği herkesin uygun gördüğü koşullarda yaşayabilirdin. Ben ilk okul yaşlarında iken 3 günlük düğünün ardından amcamın gerdek odasına sırtına vurularak gönderildiğini hatırlıyorum. Bu gelenek hala devam ediyor mu bilmiyorum. Herkesin bildiği onayladığı istenilme ritüeli, düğün, toplumun onayladığı eşler arasında yaşanan cinsellik ve ardından doğan bebekler… Bunlar herkesçe kabul edilen konulardı. Günümüzün doğrularını karşılıyor mu? Tam olarak değil. Günümüz insanlarına göre insanlar 18 yaşından sonra mental olarak olgunlaşıyordu. 18 yaşına kadar cinsellik yaşamak isteyen gençler ne yapmalı konusunda bir boşluk oluştu şimdi. Gelenekçi insanlar evlensin diyerek bu açığı kapatırken, modern insanlar bu konuya tam açıklık getirmiyorlar. Gençler istediği kişiyle, istediği gibi sevişsin mi? Bu gençler bu enerjilerini yok mu saysın, baskılasın mı? Korunmadan gerçekleşen ilişki sonucunda çocuk doğduğunda bu çocuğun hakları ne olacak, bu çocuğa kim ebeveyn-babaveynlik yapacak?  Aslında gelenekçi insanlar algılanan dinden beslendikleri için sevişmenin önünde dinin bir engel koyduğu yönünde eksik bilgilere sahipler. Dinde cariyelik denen cinselliğin özgürce yaşandığı bir statü var. Bekar insanlar arasında özgürce yaşanan cinselliğe din yasak getirmemiş. Evlilik gibi ciddi sorumluluğu yürütemeyecek, tek eşe sadık kalamayacak insanların cinsel ilişki yaşamasında bir mahsur yok. Evli olan insanların eşine sadık kalmadan gizli gizli ilişki yaşamasına zina denilmiş, kandırarak yürüttüğü bu ilişki türünü yasaklamış. Evliliğin devam ederken evlendiğin kadın-erkeğin onurunu hiçe sayarak bir ilişki yaşayamazsın. Çocukları ortada bırakmadan, şartları sağladıktan sonra boşan sonra ilişki yaşa. 

Günümüzde artık evlenme kriterleri o kadar arttı ki. Önceden anne-babanın gelin-damat olacak insana karar vermesi, dengini bulman çok kolay iken günümüzde kendi kafa dengini bulması ayrı mesele, ekonomik koşulları aşabilmen ayrı bir mesele, çocuk olursa onu yetiştirmesi ise apayrı bir mesele… Hepsi sorumluluk sahibi bireylerin üzerinde aşırı bir baskı oluşturuyor. Cariyelik kavramı bu baskıyı bir nebzede hafifletiyor. Cariyeliğin günümüz karşılığı flört, partner, seks arkadaşı vs. Bu ilişki türlerinin evliliğe varmaması daha manidar sanki. Sorumluluk hissetmediğin ilişki gerçek bir ilişki olamaz. Sevişmek serbest, ortak ekonomi ve ev bağı olmayabilir. Sevişelim sadece. Bu ilişki de çocuk düşünülmesin tabi ki. Tamamen iki kişinin ortak kararıyla yürütülen, kurallarını ikisinin belirlediği ilişki türü.  

Günah; eyleme dönüşsün veya dönüşmesin düşüncelerinin ruhsal acı çektirdiği her şeyin karşılığını ifade eden kelime. Kendi içinde azap hissediyorsan, bir şeyleri yanlış düşünüyorsun demektir. Kaçınılmaz olarak her insanın günah işlediği bir yerküre burası. Kimse günah işlemeden bu dünya okulundan geçemeyecek. Dersini almadığın ve tekrar etmeye devam ettiğin her günah; içinde hissettiğin vicdan azabı olarak geri dönüyor sana. Doğru düşünmeye ve davranmaya devam etmiyorsan günahın için vicdan azabı hissetmeye devam edeceksin. Günah kavramı hepimize yanlış anlatılıyor. Cinsellik, kadının saçı, kıyafeti, bel altı her konu günah olarak anlatılıyor. Böyle anlatanlar artık en büyük günahı işliyor farkında bile olmadan.

Aşk konusu; Çoğu bilim adamının en uzun süren aşkın 2 yıl sürdüğü yönünde açıklaması var. Amaç üremenin sağlanması, bebeğin en yoğun ilgiye ihtiyacı olduğu zaman diliminde kadını ve erkeği bir aşk duygusu ile arada tutabilmekmiş. Aşkın sonu cinsellikle bittiği algısı hakim olduğundan korku boyutunda ki insanlarda aşkı günah olarak belletmişler. Onların yorumları bu yönde ki bence aşk sadece üreme isteğine dayandırılamaz. Aşk hayal kurmayı öğretiyor insana. Şiir, hikaye yazdırıyor. Sanat yapmak için ilham kanallarını açıyor. Aşk acısının sonu çok hayırlı.  Ruhsal olarak en çok geliştiğin dönem. Yoğun olarak hissedilen o duyguları ruhun dansı olarak görüyorum. Aşk bence bir staj. Gerçek gösteriden önceki prova. Aşık olduğun kişiye karşı hissettiğin yoğun duyguyu sürekli hissediyor hale gelmek, bu sevgiyi tüm varoluşa karşı hissetmek mümkün. Tüm mekanlara, zamanlara, kişilere, olaylara… Her şeye, her zerreye… Stajın sonunda düşünsel, zihinsel ve ruhsal vardığın nokta Tanrı’ya en yakın olduğun nokta. Tanrı ile bir olma noktası.     

Cinsellik evleneceğim erkekle aramda yaşanmalı diye kuralımın mantığı yokmuş. Şu yaş aralığında daha iyi anlıyorum. Ancak baskılanmış halimle aldığım bütün kararları da gerçekleştirmiş bulunuyorum. Karşılıklı sevdiğim, seviştiğim, sevgili olduğum ilk ve tek adamla evlendim. Yıllar önce içimde kanun hükmünde kararname kararlarını alan tarafım bana çok acı verse de ondan çok şey öğrendim. Gururlu, dimdik, asmalı kesmeli tarafım içimde duruyor hala. İhtiyacım olduğumda çakı gibi yanımda. İçimde bir meclis dolusu yanım olduğunu yeni yeni keşif halindeyim. Meclisi idare eden başkan olmayı yeni öğreniyorum. Yol uzun… Yol çok uzun. Bu bedenin içine artık sığmadığımı hissediyorum. Bu bedenle, sonsuz olan o yol gidilebilecek gibi de değil zaten. Yol almak isteyen ruhum, bedenim değil. Algıladığımız dünyanın sonuna geldik gibi hissediyorum.

19 Temmuz 2023 Çarşamba

Ara

 

İnsana dar gelmemeli bu kadar vücudu

İçine sığmayacak da sanki fışkıracak gibi ruhu

Düşüncelerinde bulmuşsan sulhu

Beden ile ruh  ancak o zaman uyumlu

 

Cüzdana sığmalı geçinecek kadar para

Sanki fışkıracak, parası sığmayacak cüzdana

Satın almak için satılık bir beden arar

İçinde ruh olmayan o kadar ki vücut var

Acı varsa ruhunda var, bunda da elbet bir hayır var..

Tekamül için her ruh, bir vücut arar..

 

Güneş ışığı, yağmur bulutu, rüzgar, fırtına

Seni hep kaybediyorum o kanlı yangında

Sönsün diye sular serpiyorum gözyaşlarımla

Tekrar  doğup geliyorsun küllerin arasında

 

Neden diye ardı ardına sorular

Bir türlü gelmiyor ki cevaplar

Cevapları dışarda arama

Ne ararsan ara, her şeyi içinde ara…


Haccecan

19.07.2023

Selda Bağcan Nenni Bebek

13 Temmuz 2023 Perşembe

Dilerim

 


Dilerim seni sevmeyen birine gönlün kayar…

Ve umarım ellerinde olursun yapboz bir oyuncak

Sebebin olsun, geri koysun hayattan…

Ahu gözlerinden gelen ürkek bakışlar

ve çıksın diye beklediğin bir çift söz dudaktan.

Cayır cayır yanarken bedenin, ruhun donsun ayazdan.

 

Umarım aşık olduğunu anlarsın o başkasıyla giderken

Şahidi olursun inşallah, ayakların birbirine basması için yarıştığı nikâhın

Kendini unutasın, yirmi dört saat onun ismini anmaktan…

Onun mutluluğu daim olsun diye inmesin ellerin duadan

Ve bekleyip durasın, bilmeden neyi beklediğini …


 

Sarılasın külah taktığın kütüklere, sevgiyi arayasın putlarda…

Yaşayasın hep böyle sevginin en şekilci şeklini

Yok olacağını sanasın, şekilci sevginin de her şey gibi…

Aşk gelsin diye beklemekten, kuruyasın oturduğun yerde.

 

Hep geç kalasın önemli randevulara

Kakan gelsin trafik tıkandığında 

Ve makatın insafsızca kaşınsın  ulu ortalarda…

Çirkin görünsün gözüne, üç günün ardından kainat güzeli

Kardeşlerin kıskançlığından atsınlar seni bir kuyuya

Tüm bunların ardından yabancılaşasın önemsediğin o vücûda…

Bedeninden geçtikten sonra kendi varlığını sorgula…

Buraya ait olmadığını anlamadıysan hâlâ, daha beterlerini de yaşa

 

Bunları dilediğim için kötü mü hissediyorum kendimi?

Yok vallahi…!!!

Kötü dilek bile kötü gelmiyor ki artık bana…

Hz. Adem’i bile elma yemeye ikna etmiş Hz. Havva…

Sonra başlamış Adem soyu için ikilemli dünya...

Acı ile kardeş olmak konusunda

Seni ikna etmek düştü benim payıma…

Yaşamanı dilediğim tüm bu acıların ardında…

Kendini bulmanı diliyorum tüm varlığımla…

Yerinde sayacaktın hayat dolu olsaydı iyilik, güzellik ve hoşluklarla 

Hiçbir yere vardırmayacaktı seni, iyi temenniler

Bulacağını mı sanıyordun kendini, kendi başınalığında…

Doğacaksın kendinden tüm bu yaşadığın sancıların ardında…


Haccecan

13.07.2023

11 Temmuz 2023 Salı

Garip!

 


Bilmiyorum kendimi daha ne kadar  anlatmalıyım sana?

Belki de anlatmamalıyım…

Anlatmak dediğin sözcüklerden oluşuyor,

Ağzımdan çıkanlar bir türlü kalbine inmiyor…

Hiçbir kelime anlatmaya yetmiyor bende ki beni…

 

Bilmiyorum ne kadar daha taşımalıyım seni?

Belki de taşımamalıyım…

Taşımak dediğin hamallıkla bir…

Taşıdığımdan sürekli, kanatların güçlenemedi.

Bıraktığım boşlukta bulacaksın sende ki seni…

Sırtımda değil almalısın yanımda ki yerini...

 

Sözcükler ağzımdan değil ellerimden yazarak çıkmalı

Sözcükleri duyman değil okuman gerekli

Kulağından değil gözlerinden girmeli

Düşünmenin ardından vakti gelince kalbine inmeli…

 

Bunca olan her şey ….

Ne kadar garip değil mi?


Haccecan
10-11.07.2023

10 Temmuz 2023 Pazartesi

Keşif

Gariban ölüm de var

Ne yaşadı ki?

Bahçesinde ne açtı bir çiçek

Ne de gönlünde bir sevda…

Ben varım demeden

Sorgulamadı

En acısı da

Ölümün garibanlığında


Kimileri gözler hayat ırmağını

Değdirmeden elini ayağını

Boş bırakmak istemez

Gariban ölümün yanını

 

Azgın ırmağın içine

Balıklama dalmalı

Tepinmeli, boğuşmalı

Boşu boşuna çırpındığını

Sonunda anlamalı…

Ne etkisiz seyirde çare

Ne de mücadelede 

Çare teslimiyette

Ve de…

Hayat rolünün ne olduğunu...

Keşifte...


Haccecan

10.07.2023

Ali Lidar -O Gelsin Üstümü Örtsün Şiiri

(Furkan Özdemir Yorumu)

13 Haziran 2023 Salı

Öğreniyorken...

 

Aşk nedir deseler çoşuk🌞 derdim kahkalarla gülen

Yaptığı resmi, gözlerimin içine bakıp onay almadan beğenmeyen

Her yaptığının sonunda “olmuş mu?” diye sorarak onay sözcüğü bekleyen

Ben öfke dağının zirvesinde ya sabır çekerken hınzır hınzır gülen

Bunların hepsinin de bir aşk olduğunu senden öğrendim…

 

Sürekli iteklenmeyi, sevilmek sanırken

Nasıl sevilebileceğimi, beni severken öğrendim..

Hayal dünyasında ki Tanrılar’a tapmayı aşk sanırken

Gerçek aşka nasıl tapılabileceğini senden öğrendim…

 

Arada kalmışlıkta hangi tarafa gidileceğini

Bir tek aşka boyun eğilebileceğini

Yalnız yol yürünemeyeceğini

Zırhlarımı çıkartıp çırılçıplak soyunabileceğini

Tohumlardan bir can yaratabileceğimi

Bağıra bağıra onları doğurabileceğimi

Küserek gittiğim yerden, nasıl dönülebileceğini

Ne ekildiyse ruhuma, onu biçtireceğimi

Sadelik ve doğallığın güzellikle birleşeceğini

İçimde ki vahşinin evcilleşebileceğini

Hangi yönümü beslersem o kadar büyüyebileceğimi

Büyüdüğüm kadar küçülebileceğimi

Öğretiyorken aslında sil baştan yeniden öğrendiğimi

Yok etmenin düşünmemekle bir olabileceğini

Zekanın sürekli geliştirilebileceğini

Bizatihi ne var ne yoksa işte!!!

Ben senden öğrendim…


Haccecan

16 Mayıs-13 Mayıs 2023

8 Haziran 2023 Perşembe

Kadın ve Adam

Her işini kendi yapan kadınlardanım

Aşkımı tek kişilik yaşar,

Sen diye bildiklerime taparım

Şiirlerimi yalnız yazar,

Bende ki sana serenat yaparım.

Tek başına kalkar, tek başına yatarım

Kalktığım ile yattığım ara vakitte evrenleri yaratırım.

Kadını anlamak konulu ders anlatılıyor dünyada 

Oturmuş dinliyorum sınıfın kapı aralığında

Ne öteye gider, ne beride kalırım…

Daha kadın kendisini bile anlayamıyor...

Araf bölgesinde ki savaşta sulhu kollarım…

Kadının ne olduğunu anlayamamışlarla benim meselem

Merak bittiğinde yeniden merak oluşsun diye

Anladım diyenlerin karşında durur, yeni bir soru sorarım

Soru soranların cevapları yanıtsız kalmasın diye

Anlamadım diyenlerin kulağına kadınlığı fısıldarım…

Hayat ey hayat!!! sana da bir çift lafım var…

Neden bu kadar zorsun kadın olmak konusunda

Ve neden zorluyorsun erkekleri adamlık konusunda

Biliyorum ancak dersi geçeceğiz  kadın ve erkek uzlaştıksan sonra…. 


Haccecan

09 Ocak başlanıldı 08 Haziran son şeklini aldı

To vals tou gamou- Eleni Karaindrou

7 Haziran 2023 Çarşamba

İnşaat

Mütahit iflas etti. Her şeyin 5-10 katı zamlandığı bu ekonomik koşullarda inşaatı bitiremeyeceği belliydi zaten. Geçen sene evi bitiremeyeceğine dair dedikodular ilçede dönmeye başlamıştı. Çay aldığı kafeci; mütahitin içtiği çay paralarını veremediğini söylüyor, büro olarak kullandığı ofisin kira ücreti vermediği konuşuluyordu. Yeni bir inşaat projesine başlayacakken arsa sahipleri ile kavga etmiş, o işi de iptal olmuştu. Böyle küçük yerlerde afedersin burdan osursan şehrin öteki tarafından duyuluyordu. Öyle bir ortam burası. Kimsenin gizli saklısının olmadığı, herkesin herkes hakkında her şeyi bildiği halde bilmiyormuş gibi davrandığı, şeffaf bir şehir burası.  En başta konuştuğumuz parayı anlaştığımız şekilde vermiştik, sözleşmede ev tesliminden sonra vermemiz gereken paradan istemeye başlamıştı mütahit.  Ben duruma vicdanen yaklaşıp verelim parayı diyordum, Yanımda ki mantıksal yaklaşıp sözleşme imzaladık, evi teslim etmeden para alamaz diyordu. İnşaatın yapımı ilk yavaşladı sonra tamamen durdu. Mütahitin bir toplantı yapıp durumunu bütün ev sahipleri ile paylaşıp, bir açıklama yapmasını bekledik uzunca bir süre…  Toplantıda yapılmadığı için de dedikodular üzerinden karar veriyorduk. Fıs fıs karar mekanizması… Aylar sonra ev sahipleri ile yapılan toplantıya Yanımda ki ile katıldık. Çok hararetli toplantıydı. Mütahite para verdiğini iddia ediyordu kimi, mütahit ise almadığını… Kimi zamanında niye malzeme almadın diye müteahhiti fırçalıyordu… Yapılan ilk toplantıda bir sonuca varılamamıştı. Toplantı sonrası diğer daire sahipleriyle ortak hareket etme kararı almıştık.

İkinci toplantıda Mütahit ben battım düştüm, siz vurmayın diye veryansın ediyordu. Bu inşaat benim namusum bitireceğim deyip ekstra 120.000 tl para istedi. O kadar para çok, 90.000 Tl verelim dedi ev sahipleri. Mütahit kendisine çatıldığı bir ara Yanımda ki ile bana elektrikçi parasının üzerine yattınız dedi. Öfke oklarını bizim üzerimize yöneltmeye çalıştı. Sıyırdı geçti. O ok beni vurmaz canım. Yanımda ki ile tartışma çıkmasın diye biz sana yaptığın her tesisat için para verdim diyemedim. 5000 TL farkı Yanımda ki’nden gizli vermiştim. Sonra söyledim tabi. Baktım sözel olarak bir şey söyleyemeyeceğim, içimde ne varsa yazarak dekontu watsaptan mesaj attım mütahite hemen. Hiç cevap yazmadı.  Kimsenin hakkının üzerine yatacak bir yapımız yok ikimizin de… Batan mütahit bizden de bir şey mi koparmaya çalıştı anlamadım…  Sonra binanın arka cephede bulunan dairelerin metrekaresi daha küçük olduğundan daire sahiplerinin (biz) daha az para vermemiz gerek diye itiraz etti(m)k. Bu konu üzerine de tartışma yaşanmış, bütün dairelerin ıslak alan metrekaresi aynı olduğunu söylemişti mütahit. 5000 Tl bizim daha az para vermemiz üzerine karar verdiler. Bu fark çok az, buna daha sonra itiraz edeceğim. Şu an inşaatta işlerin aksamaması için şimdilik ses çıkarmıyorum.

ikinci toplantı da hararetli tartışmalar sonucunda paraları daire sahipleri arasından güvenilir emekli bir adamın hesabına gönderilmesi kararı alınmıştı. Mütahit iş yaptıkça para mütahite havale edilecekti. Toplantıdan birkaç hafta sonra daire sahiplerinden baskın karakterler bu işi o emekli adamın ve mütahitin yapamayacağına dair kanat getirmesinden sonra mütahiti ve emekli adamı saf dışı bıraktılar. Emekli adamın para yediğini söylediler. Game of thrones sahnelerini aratmayan entrikalar yaşandı. Çok severim entrikayı…

Şu aralar bu işi üstlenen adam, borçları kapatmak için kredi kullandığını söylüyor, daire sahiplerinden parayı toplamaya uğraşıyordu. Arsa sahipleri bedava ev alma hayalleri kurarken üzerine para verme konusunda pek istekli davranmıyorlar. Diğer daire sahipleri de biz dolar-altın bozduk deyip mağduriyetlerini dile getiriyorlardı. Kahvene de daire sahipleri ile yapılan aylık toplantılara katılamıyorum maalesef. Yanımda ki katıldığı toplantılardan sonra eve sinirli ve gergin geliyor. Bu evi sen başımıza musallat ettin diye sataştığında alttan alıyorum, sonra sakinleştiğinde abin de sende gidip gördünüz o inşaatı, adamla sizde konuştunuz beni tek suçlu ilan edip kenara çekilemezsin diye cevap veriyorum. Bu konu üzerine tartışmalarımız bir senedir devam ediyordu. Bu konuda ki pik tartışmamızı iki hafta önce yaşadığımızı düşünüyorum. Ama nasıl bir tartışma... küfürler havada uçuyordu… Uzun süredir ben bu kadar öfke patlaması yaşamamıştım. Yanımda ki de dozu nirvanaya çıkardı. Neyse detayları çok vermeyeyim. O tartışmadan sonra ikimizde sütliman olduk… Nihayet bu konuda ortak dile ve zemine kavuştuğumuzu düşünüyorum. ..

Doğalgaz olmayan ilçede binayı kömür ile ısıtma üzerine plan yapmışlardı. Birkaç sene içerisinde ilçeye doğalgaz geleceği söylentileri dolaşıyordu. Kendi evinin her türlü planını değiştiren Haccecan, binanın planları üzerinde oynama yapmadan duramıyordu. Kaşınıyorum ben ya! Doğalgaz tesisatı ve kombi bağlatıp doğalgaz gelene kadar propan tüple ısınabileceğini öğrendik. Bu fikri Yanımda ki arkadaşından duymuştu. İlk Yanımda kinden duydum. Garibim şu an bu fikri bana söylediği için bin pişman.. Tesisatçıyı eve kadar çağırıp bütün detaylarını öğrendik. Kömürden daha ekonomik olmasının yanı sıra, kömür kadar kiri olmayacaktı, ekstra masrafı da daha azdı. İstediğin zaman istediğin şekilde kombiyi açabiliyordun. Kombide diğer daire sahiplerinden para toplamak için uğraşılmayacak, yakacak kişiye ekstra para vermek zorunda kalmayacaktık.  Yanımda ki, daire sahiplerinden birkaç kişiyi bu konuda ikna etti. Şu an taraftar sayımızı arttırmaya uğraşıyoruz. Toplantıda bu konuyu gündeme getirip oylamaya sunmayı düşünüyor Yanımda ki…  Kombi konusunda ki hayalim de gerçekleşirse ev konusunda ki hayallerimin büyük bir çoğunluğunu tamamlama konusunda büyük bir adım atmış olacağız J

Şu aralar evin mutfak, hol, banyo ve wc' sine seramik döşeniyor. Her gün gündüz iş yerinden Kurt abimi de alarak inşaata gidiyorum. Akşam ise Yanımda ki ile uğruyoruz daireye. Elimizde metre nerede eksiklik var tespit ediyoruz. Ustalar işinin hakkını vererek çalışıyor. Kontrol manyaklığı tarafımı anlamış olmalılar, bir şey yapmadan önce Yanımda ki’ni arıyorlar. Yanımda ki de beni arıyor.. Koştur koştur inşaata gidiyorum.  Diğer daire sahipleri ile aynı seramiği istemediğimden seramik + işçilik için ekstra 14000 tl fark vereceğiz. Diğer daire sahipleri gelip benim daireye bakıp gidiyorlarmış. Kafamda ki diğer fikirleri evin çelik kapısı takılmadan yaptırmayacağım. Fikirlerimin çalınmasını istemiyorum çünkü J Benim seçtiğim seramiği bir başka komşuda seçti şimdiden…. 

Seramik konusunda da sorun yaşadık. Malzeme alınan dükkana, dairelerin ölçüleri yanlış verilmiş. Onun elinde ki ölçü ile bizim götürdüğümüz ölçü arasında metre kare farkı doğduğundan seramik konusunda ilk önce 20.000 tl fark çıkardı bize. Onu sonra 10.000 Tl kadar düşürdük. Sonra malzemecinin eline bir balkon ölçüsünün eksik verildiğini tespit ettim. Gülümün kalacağı odanın balkonu diğer dairelere kullanılan seramikle aynı döşenmek zorunda kaldı. Ölçü  tuttu derken bu sefer diğer balkonun kenarlarına döşenecek seramiği eksik gönderdikleri ortaya çıktı. Koştum malzemeciye... Ancak malzemeci biz tam gönderdik diyor. Benim eksik gelen seramiklerin peşinden iz sürüyorum. 10.000 tl'den ya fiyat düşecek ya da eksik malzememi geri verecek. 

Bu aralar mücadele ettiğim konular bunlar. Mücadele benim varoluş sebebim. Sorunsuz hayatı sevmiyorum, sorun yoksa sorun çıkartıp çözmeye uğraşıyorum böyle :)

İnşaatla ilgili son gelişmeler bunlar..   

1 Haziran 2023 Perşembe

Sanat Uzun, Hayat Kısa...!

 

Hayatın boyunca yapamayacağını düşündüğün şeyler için üzülüp

Bir Roma’lı gibi dersin ya hani “Ars longa, vita brevis…”

 Yani “ Sanat uzun, hayat kısa…!”

Üzülme boşuna, ne hayata ne de sanata vermedin bir ara

Ruhunda her yaşanmışlık var hatta her yaşanılacakta…

Ne ararsan ara, her şeyi kendinde ara…


09.01.2023

Haccecan

Feride Hilal Akın (Elimde Duran Fotoğrafın)

31 Mayıs 2023 Çarşamba

Kozadan Çıkış Vakti

 

Sorun sende değil bendeydi…

Sevgi’yi hırpalanma olarak beynime sokan öğretideydi

Hırpalayanların gerçekten sevdiğiyle ilgili algımdaydı

Küfür programıyla yüklenmiş sıfır bilgisayar…

Nereden bilebilir ki yüklenenlerin ne olabileceğini…

Sorgulamaya dayalı belleğim henüz yüklenmemişti.

Bilgi’yi akıtırken gözlerimden yüreğime

Bildiklerimden emin olabilmek için kendimi seninle sınadım…

Kendimi kimse ile sınamamam gerektiğini…

Seni sınadıktan sonra anladım.


Sorun bende değil sendeydi…

Araya mesafe koyduğunda uzak tutabileceğini sanmandaydı…

Geç kaldığımızı, koyduğun mesafelerle anlatacağını sanan zaman algındaydı.

Ördüğün duvarların ardına saklandığında, ulaşamayacağımı ummandaydı…

Duygularını görmezden gelmek ile eylemsiz kalmak arasında kaldın…

Sonra arada kalmayı bırakıp her ikisini doruğa kadar çıkardın

 Bütün hepsinin bahanesi ise “beni koruma altına almandı”

Beni sınadığını sandığın her şeyde sınıfta kaldın…

Korunması gereken de, yolunu kaybeden de senken, beni kendin sandın..

Bunların hepsi tarafında yaşanırken, sana tanıdığım süreninde sonuna vardın…

 

…..


Filmin başka sahneleri yaşanıyor artık,

Zaman artık eski zaman değil, ne ben artık o ben, ne sen artık o sen…

Biz olduğumuz dönemler artık, çıkma vakti gelip geçiyor kozadan…


24.03.2023

Haccecan

Sevda-Annem Gibi

29 Mayıs 2023 Pazartesi

Gitmek Üstüne...

 

Gittiğim yerde toprak olacak mı bilmem ama..

Giderken tohumları götürmek isterdim yanımda.

Ekip dikip sulayıp kök salarım belki orada...

Giderken notaları götürmek isterdim yanımda

Müziğin ilk icat edeni olacağım oralarda…

Giderken gidebilmeyi de götürmek isterdim yanımda

Gittiğim yerde kalamazsam gidebilmeliyim oradan da…

Giderken seni yanıma almazdım ama,

Gittiğim yerde senler benler yok ki, niye alayım ki seni yanıma?

Gitmeliyim diyorum varmalıyım ama nereye?

Kim koyduysa beni buraya o alana kadar durmalıyım burada

Vaktin dolmasını bekliyorum, vakti gelince durmayacağım bir dakika...

Ne kalabildiğim ne gidebildiğim bu diyarlarda…

Haccecan

27-29 Mayıs 2023

Sevda - Annem Gibi

15 Mayıs 2023 Pazartesi

Öfkenin Tadı

 

Öfkenin tadı halâ damağımda

Keşke öfkeyi anlatabilseydim sana da…

Vaktini onunla çok harcama ama yaşa doya doya da 

Birini çıkarmak istediğim zaman, kaldığı basamakta

Öfke atomuna sarılıyorum sıkı sıkıya

Öfke, bilmişlik ile çarpışıyor bir süre

Çarpıyor şamar gibi fikirlerim hücresinin duvarlarına

Yol alması ışık hızıyla bir  ancak kat edeceği yol, bir hayli fazla

Bir tek lezzetini keşfedenler, bağımlısı oluyor gerçeğin

Kalıcı değil öfkem sonra durulurum usulca

Nasıl kalıcı olsun ki, bir zamanlar benim cahilbilen halim durur karşımda

 

Bir an için kızıyorum kimine, bazen de öfkeleniyorum Tanrı’ya

Ne zaman girmeye ikna etti bilmiyorum ki dünya denen bu çukura…

Git gel’ler arasında gidip gelmekten sızlanırken yine

Gidip gelmiyorum artık ne doğruya ne de yanlışa

Hakikat dediğimiz zaten doğru ve yanlışların toplamında

Anlardan oluşan sonsuzluğa herkes kendince yol almakta

Mini minicik bir ömrün algılandığından fazlasıyız aslında

Mini mini bir ömrün yansımaydı sadece algıladıklarını sandıklarında  

Tutunuyorum bazen öfkeye, bazen sana, bazen umuda, bazen de yokluğa…

40’ına varabilmiş bütün canlar gibi anlıyorum nihayet, yoklukta birmiş varlıkta

Ama huzuru buluyorum, sonsuzluğun sonsuz dallarına asılmakta….

Beni en çok öfke sevdi, benim onu sevdiğimden daha fazla değil ama

Ben ise kendimi buldum şu içimde ki yoklukta…

Haccecan

10-15 Mayıs 2023

Loreena McKennitt - The Gates of Istanbul

8 Mayıs 2023 Pazartesi

Beyaz Ekran

 

Aşk için bedenine ihtiyacım mı var?

Aşk olmasa o bedenin ne önemi var?

Ey sevgilim, hep sevgilim ve sevdiceğim..

Seni arıyorum yine anlatılmayan diyarlarda …

Seni hep arasam, hep arasam taşların altında…

Baksam nereye saklanmışsan…

Seni hep arasam, hep arasam gölgelerde ve de suretlerde

Ey sevgilim, hep sevgilim ve sevdiceğim…

Çok bunaltıyor beni sensizlik..

Sensizlik bile vücut buldu, durur karşımda

Bir süre de taptım ona…

 

Aşk için sensizliğe ihtiyacım mı var?

Sensizlik olmasa aşkın ne önemi var?

Ey sevgilim, hep sevgilim ve sevdiceğim…

Bulduğumu sandığım her sen karşısında eriyorum…

Eriyip tekrar yeni ben olarak doğuyorum..

Tekrar doğsam… Tekrar doğsam ve tekrar..

Sen hep başka suretlerde görünsen ve ben hep seni arasam..

Ey sevgilim, hep sevgilim ve sevdiceğim..

Çok yoruyordu beni doğup doğup dirilmeler

Ölümü hiç anmıyorum çünkü ardında mutlak bir doğum var..

Bilmiyorum daha ötelerde ne var…

Bir his geliyor bazen, bazen de bir düşünce

Ben onları  sana bağlıyorum yine…

Ey sevgilim, hep sevgilim ve sevdiceğim…

Bu nasıl bir aşksa artık

Sonunda seninle bir olmak var…

 

Aşk için bir olmaya ihtiyacımız mı var?

Bir olmasak iki olmanın ne önemi var?

Ey sevgilim, hep sevgilim ve sevdiceğim…

Bu bedenden çıkmalıyız, her şey geride kalmalı..

Doğum ve ölümün ardında ki gerçekliğe varmalıyız..

Ne ben, ne sen kalmalı.. ne zaman, ne mekan…

Hiç olmalıyız anlatılamayan diyarlarda

O vakte kadar satır satır yazıp,

İlmek ilmek işleyeceğim seni beyaz ekrana…


Haccecan

08.05.2023

Yazarken dinlenildi. 

Evgeny Grinko- Jane Maryam

26 Nisan 2023 Çarşamba

Taciz

 


İlk tecavüz mü taciz mi girişimi mi olduğunu anlayamadığım olaya 3-4 yaşlarında iken  maruz kaldım. Annem inşaat halinde ki evimizin bahçesinde çalışıyordu. Ben, abim ve kız kardeşim oyun oynuyorduk. Sıfatını hayal meyal hatırladığım 16-18 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bana göre kocaman bir adam bizi inşaata çağırmıştı. Abim ve kız kardeşime para verip onları sakız almak için bakkala göndermiş beni de inşaat halinde ki evin banyosuna götürmüştü. Adam pantolonunun kemerini çözmekle uğraşıyorken içimden bir ses oradan hemen kaçmam gerektiğini söyledi ve kaçtım. Bahçede çalışan annemin arkasına saklandım. Orada yaşanmak üzere olan olaydan kıl payı kurtulmuştum. Ancak bu olayın etkilerini ömür boyu üzerimde hissettim.

İlk okulda koca koca adamların bana olan şehvetli bakışlarını hissediyordum. Hesap soracak kimsem olmasa benim üzerimde her türlü fantezisini gerçekleştireceğini adım gibi eminim şu an. Yine ilk okulda bir okul gezisinde parkta bir adam çocukları sıra ile salıncağa bindiriyor ve çocukları sallıyordu. Bir arkadaşın o adamın çocukların poposuna ellediğini söylediğini hatırlıyorum. Çocukların poposuna o adamın nasıl bir niyetle ellediğini ben anlamamıştım ama arkadaşım anlamıştı. Arkadaşın taciz konusunda  ailesi tarafından daha önce nasihat dinlediği belliydi.

Ortaokulda matematik öğretmenimiz tam bir sapıktı. Kız öğrencileri masasına yanına çağırır uygunsuz sorular sorar ardından pis pis sırıtırdı. Öğretmen demek istemediğim o adamın ailesinde ki kadınlar kara çarşaflı dinidar insanlardı. Öğretmenimiz, büyüğümüz diye itiraz edemezdik ona.

Lise yıllarında okuldan gelirken motorsiklet ile yanımdan geçen adam, ayağıyla dötüme tekme attıktan sonra hiç bir şey olmamış gibi yoluna devam etmişti. Bende bir şey olmamış, bu olay yaşanmamış gibi davranmıştım.

Üniversite de staj yapmak için gittiğim esirgeme kurumunda engelli bir çocuk görmüştüm. Öz babası tarafından tecavüze uğrayan kadın tarafından dünyaya gelen bu engelli çocuğa kurum sahip çıkmıştı. Kız kardeşim de çalıştığı kurumda aynı şekilde başka bir olaya şahit oldu. Genele vurduğumda öz babası tarafından tecavüze uğrayıp çocuk doğurmak zorunda kalan kadınların toplumda hiç de az olmadığı sonucuna varıyorum.   

Üniversite de iken tıkış tıkış olan toplu taşımada penisini dötüme dayayan adama itiraz bile edemedim. Nasıl hayır diyeceğim öğretilmeden yetiştirildiğim için bu taciz karşısında tepki verememiş, rızam varmış gibi algılayan adam tacizini yol boyunca devam ettirmişti. Tamda babası tarafından oruspu muamelesi gören bir çocuğa göre davranmıştım! Bu olayı da hiç yaşanmamış gibi davranmıştım. Tacizci muhtemelen benim rızam olduğumdan tepki vermediğimi sanıyordu. Ancak tepki verecek bir alt yapım yoktu ki. İtiraz edemezdim hiçbir şeye. Yok saydığım o olay karşısında içimde ki ses hiç susmadı. O olaydan dolayı içimde oluşan tiksinti duygusundan yeni yeni arındım.  Tecavüz davalarında rızası var denildiğinde hep bu olay aklıma gelir. Hayır diyemeyen birinin sessiz kalması rıza göstermiş olduğu anlamına mı geliyor? Tecavüz davalarına erkek değil kadın hakimler bakmalı. Erkek hakimler şeytana uyan! erkek ile empati yapabilir sadece, sessiz kalan bir kadınla empati yapabilmesi mümkün değil! Erkek hakimlerin yetiştiği toplumun yapısı,  sessiz kalan kadınla empati yapabilmesinin önünde büyük bir engel. Kendini ifade etme konusunda sürekli desteklenerek yetişmiş erkeklerin baskılanarak, aşağılanarak yetiştirilen kadınları anlaması İM-KAN-SIZ. Doğum yapmadığınız içinde anneliği anlayamıyorsunuz beyler!!!

Doğuda görev yaptığım yıl, 3 arkadaş yolda yürürken yanımdan geçen adam eliyle dötüme ellemişti. Yanımda bir erkek arkadaşta vardı üstelik.  Tacize uğradığınızda içinizde kendini kötü hissettiren bir tarafınız ve bunu sürekli dile getiren bir iç ses oluyor. Bu sese karşı tepkisiz kalmanız o sesin uzun yıllar çığlık atmasına neden oluyor. Artık işim gücüm vardı, beni baskılayan, oruspu muamelesi gösteren alkolik babam yanımda yoktu. Bambaşka bir ortamda bambaşka bir şekilde davranabileceğimi keşfetmiştim. Bu adam beni taciz etti diye bağırmaya başladım. Adam kendini savunmaya geçti hemen. Yürü karakola gidiyoruz dedim. Şikayetçiyim senden. Bu adam yolun ortasında bana bunu yapabiliyorsa ıssız yerde ki çocuklara bu sapik neler yapıyordur kim bilir diye bağırıyordum. Öfke ve sinirden kıpkırmızı olmuş kendimi kontrol edemiyor, bağırıyordum. 3-4 yaşlarında ki yaşadığım taciz olayının içimde biriktirdiği öfke gün yüzüne çıkmış o olayın hesabını başka bir adamdan sormuştum. Benden böyle bir tepki gelebileceğini ben bile bilmiyordum. İçimde yıllarca bastırdığım o asi Haccecan hortlamıştı sanki. Bir güzel bağırıp, çağırıp adamı orada rezil ettim. O adam  artık taciz etmeden önce bir kez daha düşünmek zorunda kalacaktı. Taciz esnasında yanımda bulunan erkek arkadaş tepki göstermesini beklerken, tacize karşı tepkisiz kalıp beni susturma yolunu seçmişti. Yolumuza devam edelim gibi söylemlerde bulunmuştu. Ona da ayrıca kırılmıştım. Sonra içimde onu affettim tabi. O da "yokmuş gibi davranmayı" öğrendiğinden öyle davranmıştı. Ben de öyle yetişmiştim.  Hepimiz bize öğretilen doğru sandığımız konuları  deneyimleyecek hayat senaryolarını yaşıyorduk. Doğru hayat tecrübesini edinmişsek o konuda azat ediliyorduk. Yoksa benzer olayları yaşamaya devam ediyorduk.   

O günden sonra tacize uğradığımı hatırlamıyorum. Evren, Yaratıcı ne derseniz deyin bir konuda zayıf ve güçsüzseniz o konuda güçlenmeniz için benzer benzer olayları tekrar tekrar karşınıza çıkartıyordu. Son dakika hatırlaması; geçen sene yürüyüş esnasında bir evin önünden geçerken balkondan bir adam gayet kibar bir şekilde evde bir şeyler ikram edebileceğini söyleyerek beni evine davet etmişti.  Bende gayet nazik bir şekilde “yürüyeceğim” cevabını vermiştim. Daveti için teşekkür ettim birde. Adam hakkında ilk izlenimim fazla iyi niyetli olduğuydu. Belki de zeka sorunu vardı. Ardından biraz düşününce teklifini fazlaca cesur buldum. Bekar iken de böyle teklifler gelirdi. Yüzümü asar cevap vermeden yanından uzaklaşırdım. Adamın evine davet etmesi olayını Yanımda ki ile paylaşmadım. Taciz diyemeyeceğim nazik bir davet olarak kabul ediyorum bu olayı!  

Bir arkadaşımın 3-4 yaşlarında ki oğlu, kapı komşusu tarafından taciz edildi. Arkadaşım çocuğunu, adamın kucağında  adamı  git gel hareketleri yaparken görmüştü. Torunları olan 60 yaşını aşkın tacizci adamla mahkemelik oldular. Arkadaşım ve çocuğu o olayın yaşattığı travmayı atlatamadılar. Psikolojik tedavi gördüler uzunca bir süre. Adamın ailesi toplumda utanılacak hale düşmemek için olayı red etti. Arkadaşıma iftiracı dediler. Adamın arkasında durdular. Adam şu an hapiste.  Hapse düştükten sonra ailesi dükkanları kapatıp buradan ayrıldılar. Benzer bir olayda baba memleketinde ki komşumuzun çocuğunun başına geldi. Evin önünde oynayan çocuk ortadan kayboldu. Aramalar sonucunda ıssız bir yerde buldular. Bir kişi üzerinde her türlü emelleri gerçekleştirip öylece bırakıp gitmişti çocuğu. Çocuk şu an yaşayan ölü gibi... 

Bekar iken tanıdığım 5-6 yaşlarında ki kız çocuğu vardı. Ailesi bilinçli bir aileydi. Toplumda ki ensest, taciz ve tecavüz konularında bilinçli, eğitimli bir anneye sahipti. O kız çocuğuna vücudunun kendisine ait olduğu, kendisi istemezse kimsenin ona dokunamayacağı öğretilmişti. Kendi isteği olmadan kendisine dokunmaya çalışanların ellerini ani bir hareketle iterdi.  Çocukken fazlaca içine kapanık ve asık suratlı bulduğum kız çocuğu şu an Amerika’da. İnstigram hesabından takip ediyorum onu. Bikinisiyle erkeklerle plaj voleybolu oynuyor, en çılgın dans gösterilerinde dans edebilen acayip güzel, seksi, bakımlı ve çekici bir kadın olmuştu  artık. Çocukken kendine ne niyetle yaklaşıldığını bilmediği bir ortamda herkesten uzak durarak kendini koruması öğretilmişti ki bence de doğru olan şey bu.  Çocukken bana da yabancılar çağırırsa sakın gitme veya kimsenin kucağına oturma veya yabancıların sana dokunmasına izin verme gibi nasihatlerle büyüseymişim belki bende  asık suratlı, soğuk olarak algılanan bir çocukluk geçirirdim ancak bu kadar üstesinden gelmem gereken travmamda olmazdı.  O travmalar yüzünden zaten asık suratlı, soğuk ve berbat bir çocukluk geçirmiştim. 

Toplumda çocukları seviyorum niyetiyle elini yüzünü okşayan, popusunu, yanağını sıkan, kucağına alan şapur şupur öpmeli sevgi gösterilerini doğru bulmuyorum. Öyle yalaya yalaya sevmeyin çocukları… Uzaktan sevin. Anne babalar çocukları elin adamları, kadınları öpsün, sıksın, mıncıklasın diye doğurmadı. İçinizde ki çocuk sevgisini bastıramıyorsanız evlenin sizde çocuk yapın. Başkalarının çocuklarını sevmeyin öyle…

İzlediğim porno, taciz, tecavüz konulu onlarca filmin üzerine birebir yaşadığım olayları da ekleyince şu anki bilgi ve zeka düzeyimde ; çocuk ve kadınların psikolojik ve bedensel zayıflığını kullanmak isteyen cinsel dürtülerini kontrol edemeyen milyonlarca insanla iç içe yaşamak zorunda kaldığımız bir dünyada olduğumuz sonucuna varıyorum. Bu insanları kamufle eden, ayıplarını örten bir ahlak anlayışımız varken, mağdur çocuk ve kadınların kimliklerini ulu orta serpen bir medya etik anlayışımız var.   Bu insanların cinsel enerjilerini bir şekilde boşaltması veya kontrol altında tutulması gerekiyor, masum çocuk ve kadınların ise bu otokontrolünü sağlayamayan insanlar tarafından mağdur edilmesini önleyecek tedbirlerin alınması gerekiyor. Aynı şekilde istemediği halde kadınların tacizine maruz kalan erkeklerin de şikayetlerine rastlıyorum internette. Bu konuda daha çok mağdur olan taraf kadın ve çocuklar gibi görülse de erkeklerde azımsanmayacak kadar tacize uğruyordu. Bir kadının erkeği taciz ettiği yönünde ki haberlerde, bir çok erkeğin böyle bir fırsat kaçar mı diyerek hemcinsleriyle dalga geçtiği bir çok yorum ile karşılaşıyorum. Erkeklerin bir çoğunun cinselliğe özel biriyle yaşanması gereken özel bir olay olarak bakmadığı, her kadınla yaşanabilecek ihtiyaç olarak algıladıkları sonucuna varıyorum bu yorumlardan sonra. Cinsellik konusu çok özel bir konu iken bu konuya yaklaşımımız çok pervasız. Bu konuyu ya hiç konuşmuyoruz ya da dalga geçilecek malzeme olarak kullanıyoruz..

Taciz ve tecavüzün bu kadar yaygın olduğu bir toplumda kadınlar eşleriyle sağlıklı bir cinsel hayat yaşayabilir mi? Böyle bir toplumda yetişen kadınlar çocuklarını tam dengede nasıl yetiştirebilir? Etrafta bu kadar tacizcinin olduğu bir toplumda çocuk travma yaşamadan cesur ve özgüvenli nasıl yetiştirilir? Bu soruların cevapları üzerine düşünelim hadi hep birlikte… 

24 Nisan 2023 Pazartesi

Konu Benim!!!

 


Yanımda ki’nin Karşıda ki olduğu zamanlar. Görüşmeye başlayalı bir iki ay oldu. Görüşme sürecini uzatmayı çok düşünmüyordum. Yiğit bir Anadolu delikanlısını oyalamak, duygularıyla oynamak racona ters düşerdi. Gönül ilişkilerin mafya adamları gibi yaşanması gerektiğini Kurtlar vadisinden öğrenmiş olmalıyım. İlişkinin nasıl yaşanması konusunda zerre bir fikrim ve tecrübem olmadığından duyduğum, gördüğüm, izlediğim, okuduğum her şeyi kendi fikrim gibi sandığım zamanlardı. İlişkiler konusunda yeteneğim hiç yok!! Her konuda bilmiş bilmiş konuşma yeteneğim var sadece… Nerede ne konuşulacağını tam beceremesem de iyi bir yetenek!…Kaf dağının ardında ki evin, aylık ödemeleri yüzünden tayin talebimi geri çekmiştim. Bir daha ki tayin döneminde kesin tayin isteyip gidecektim. Benim hayallerim ve beklentilerimde çalıştığım bu ilçede kalmak yoktu. Hatta bu ilçeden bir an önce gitmek tek hayalimdi. O arada nasıl olmuşsa Karşıda ki ile tanışmıştım. Bu ilişki bana göre bir arkadaşlıktı, ona göre ise daha derin bir anlam ifade ettiği her halinden ve tavrından belli oluyordu. O gün ona, bu arkadaşlığı çok uzatmayalım konulu konuşmayı yapmayı planlıyordum. Akşam olmuş arabayla beni evime bırakacaktı. Ben bu arkadaşlığı çok uzatmak istemiyorum, bitirelim dememe kalmadan Karşıda ki gaza yüklenmeye başladı. 50…. 60…70…80…90… 100 km… Gittikçe hızlı gitmeye başladı. Diliyle söyleyemediğini ayağıyla bastığı gaz ile söylüyordu. !!! Red edilmeyi sevmeyen, bu ilişkiyi bitirmek istemeyen azman yanı ortaya çıkmıştı. Gazı köklüyordu. Korktum!. Deli bir yanı varmış!!! Lan ne oluyor!!!! O hızla giderken yolda bir köpek karşımıza çıktı. Karşıda ki ani frene bastı. Köpeğe çarpmamızla ben bir çığlık attım. Benim çığlık atmamla Yanımda ki bana bir şey oldu sandı. Bir şey oldu mu diye sordu. Yok dedim. Ancak o araba bana çarpmış gibi hissettim. Hayvancağız inleye inleye, ağlaya ağlaya kaçtı karanlığa doğru. İnlemeleri hala kulağımda. Araçtan indik, hayvanı arıyoruz. İnşaata kaçmıştır diye gece karanlığında moloz yığınları arasında bakınıyoruz. Bulamadık. Moralim berbat bir halde. Yanımda ki’nin hali benden beter.. Bu ilişkiyi ilk ve tek bitirme çabam böyle sonuçlanmıştı… Canımızdan oluyorduk neredeyse… Bir şeyler bu ilişkiyi bitirmeme engel olmuştu. Geçenlerde dışarı yemeğe çıktığımız bir gün, bu konu açıldı. "O gün bu ilişkiyi bitirmek istedin ama olmadı. Sen bitirsen de ben seni bırakmazdım" dedi Yanımda ki.

Ne istediğimi bilmediğim, bilmediklerimin bende ne gibi etkisi olduğunun farkında bile olmadığım zamanlarımdı… Yoğun bir sevme ve sevilme ihtiyacı içerisindeydim. Sevilmeyi Karşıda ki’nde bulmuştum. Sevmem ise o kadar kolay ki. Bir gülsün, azcık tebessüm, azcık ilgi. Tav olmam 2x2=4 formülü kadar basit. Ne beni fazla ilgiyle boğan ne de ilgisiz bırakan bir adamdı. Dengeliydi. Dengimdi. Ama işte herkesin içinde bir yerlerde uhde gibi yapışıp duran “daha iyi, daha mutlu bir hayat  başka yerlerde, başka kişide, o hayal bir adım ötede beni bekliyor. Daha iyi hayat hayali, bu evlilik ile son bulacak, o uhde hep bir yerlerde kalacak” düşüncesi bir yanımı esir almıştı. O yanımdan azat olmak için ise henüz erkendi. Azat olmak ise teslim olmam demekti. Teslimiyet ise mağlubiyeti kabul etmekti. O uhde, evlendikten uzun bir süre sonra da beni özgür bırakmadı… Yumru gibi durdu. Bu uhdeden azat olmadan da iç huzurumu yakalayamayacağım kesindi.  

  Elimizde olanlarla yetinmek ile gelişim için olmazsa olmaz hep daha iyisi için uğraşmak arasında ki denge nasıl sağlanır? Somut örnek verirsem Karşıda ki mükemmel değildi. Bende değildim ama konu ben değilim. Konu benim mükemmellik beklentim ile mükemmel olmayan gerçek arasında dengeyi nasıl sağlayacağım konusuydu. Mükemmelliğe doğru evrilen mükemmel olmayan canlılardık. Bir yanımız hep mükemmeli istiyordu. Mükemmel ise hep olmayan bir ülkede, olmayan ama olmasını hayal ettiğin şeylerin bir adım ötesindeydi hep. Mükemmel diye bir şey yok!! Bunu kesin olarak anlamış bulunuyorum. Mükemmellik bu dünyanın konusu değildi.

Bir ilişkide daha çok isteyen ve seven taraf eğer siz değilseniz, çok isteyen tarafa bunun bedelini ödetmeniz gerekiyordu. Bende öyle yapıyordum. Evliliğimizin üzerinden yıllar geçmesine rağmen, zor zamanlarda, istenmeyen olaylar karşısında aklıma hep bu evliliği ben çok istemedim, o istedi düşüncesine sarılıp Yanımda ki' ne öfke duygusu besliyordum ve onu suçluyordum. "Ben niye evlendim ki, benim yurt dışına çıkma hayalim vardı, tayin isteyip gitme hayallerim vardı" diye söyleniyordum. O ise "evlenmeyip ne yapacaktın, gezip tozup sonunda ne olacaktı" derdi. Haklıydı ama ben daha haklıydım! (Bu haklı olma takıntımı da başka zaman yazarım.)  Evlenmesem ne olacaktı? Marsa gidecek ilk insan kolonisinde mi yer alacaktım? Bol bol gezip tozduğum bir hayatım vardı zaten. O hayatta çok sıkıcı geliyordu. O hayatımda da bol bol entrika vardı. Herkeste bir tam olamama hali vardı. Ya da ben öyle sanıyordum. O zamanlar da kendimi tam hissetmiyordum, iç huzurum yoktu. Demek ki mutluluk gezme, ne tozmayla ilgili bir durum değildi.  Evlilikte yarım beni tamamlamak için olması gereken şey değildi. Üstelik bir sülale ile evlenmiş olmanın ve çocuk sahibi olmanın bir çok sorumluluğu da üzerime binmişti. Kendim olacağımı sanacağım bir yolda bir dünya insan ile başlı başına kalmıştım ve o insanlarla ne yapacağımı, nasıl davranacağımı da bilmiyordum. İnsan kendisi gibi nasıl olurdu ki?  Böyle böyle Yanımda ki’ ni içten içe suçlayarak yıllar geçti. Suçlu oda değildi biliyordum ama işte bu hayat denen karmaşadan ve bu içimde ki yarımlıktan biri sorumlu olmalıydı. En yakınımda o vardı ve beni sevmişti. Bunun sorumlusu o idi ve bir bedel ödemeliydi!!! Karşıda ki ile evlendikten sonra da bu tam olamama hali devam etti. Ancak evlilik ile olgunlaşma süreci arttığı için iç dengemi daha hızlı sağlar olmuştum. Bir gün yine böyle “ben niye evlendim ki diye söylenirken” Yanımda ki’den  farklı bir atak geldi. Çocukları bırakıp istersem gidebileceğimi söyledi. Kapıyı ardına kadar açtı. Bu evde esir olmadığımı istersem gidebileceğini söylemesinin ardından şabalak gibi kaldım. Bensiz bir hayat yaşayabileceğini söylemesinin ardından aslında bana bağımlı olmadığını sadece sevdiği için yanımda olduğunu, seviyorsam ve istiyorsam kalmam gerektiğini hissettirmesi bende ters köşe yaptı. Ona daha çok bağlandım. Ama çocuklar konusunda tam ikna olamadım. Eğer gitmeyi tercih etseydim ben niye bırakıyormuşum ki çocukları?! Gidersem çocukları da alıp giderim! Onları ben doğurdum benn!!! Bu konuyu ona hiç sormadım. Ama bu yazıdan sonra soracağım bakalım ne diyecek?! Sosyal mesaj; eşinize arada böyle şoklar yaşatın, evliliğinizi monotonluktan kurtarın. Arada onsuzda yaşarım tehditleri savurun. Bende işe yaradı. Belki sizde de işe yarar.  Kapının sonuna kadar açık olduğu bir evde esir hissetmeden, ama söylene söylene yaşamaya devam ediyorum. Söylenme huyumu bırakamıyorum napayım.

İnsan kendini tam nasıl hisseder konusunda birilerini suçlayarak tam hissedemeyeceğim konusunu idrak etmiş durumdayım.  Müjdeler olsun… ! Konu kimse değildi bendim. Sorun bendim. Ben değişmeden de hiç bir şey değişmeyecekti. Yıllar önce sadece kendimi şekillendirebileceğimi anlamamı sağlayan yaşadığım milat olay buydu.

14 Nisan 2023 Cuma

Aile

 

Aile yapısının bozulduğuna dair eleştirileri gözlemliyorum internet ortamında. Aile yapısı bozuldu mu? Aile’nin önce ki yapısı nasıldı? Şu an nasıl algılanıyor? Aile nasıl olmalı?

Geçmişte aile yapısı nasıldı? Bir kere eşler birbirini seçmiyordu ki… Evliliklere aileler karar veriyordu. Özellikle erkeğin ailesi, çevresinden bildiği, iyi aile kızı olarak duyduklarının evlerine görücü olarak gider,  genç kız ön elemeden geçerse ve oğulları da uygun görürse, kızın evine istemeye giderlerdi. Bana da vaktinde ne görücüler geldi…  Küçük bir ilçe de bana görücü gelen çocuğun yakın arkadaşıma da teklif gönderdiği bile olmuştu. Öyle yoğun bir görücü trafiği vardı ilçede. Önceden evlendikten sonra huyunu suyunu öğrenirdin, eşlerin sürpriz karakter çıkabildiği bir ortamda boşanma pek düşünülmüyordu. Toplum uygun görmüyordu boşanmayı. Birbirlerini sevmeyen ama tahammül eden eşlerin ömürlerini doldurduğu evlilikler revaçtaydı. Halamın nasihatları hala kulaklarımdadır. Eşiniz aldatmıyorsa ufak sorunlar için ailenizi sakın dağıtmayın nasihatlarını genç kızlığımda hep dinlerdik ondan. Alkolik babamın yaptıklarını halamın karşısına geçip zırıl zırıl ağlayarak anlattığımda hiçbir şey olmamış gibi davranmış, kabullenmemi söyleyecek sözler söylemişti. Çünkü kendi eşi de aynı aşırılıkları yapıyordu. O çekiyorsa herkes çekmeliydi. Toplum olarak kadınların erkeklerin her türlü zulmünü çekmesi gerektiği bilinç altına yerleştiriliyordu. Halam şu aralar 85 yaşında ve enişteme gençliğinde söyleyemediği her şeyi şu dönem yüzüne yüzüne haykırmakta. Memlekete ne zaman gidip evlerini ziyaret etsem, elden ayaktan iyice düşmüş eniştemi her fırsatta dillediğine, her söylediğine öfkeli öfkeli cevap verdiğine şahit oluyorum. Hatta annemden aldığım haberlere göre eniştemden boşanacağım diye tutturduğu bile oluyormuş… Gençliğinde bastırdığı duygularını artık bastıramaz olmuş, her türlü hakaret ve aşağılamanın karşılığını artık verir kıvama gelmişti. Eniştem elden ayaktan iyice düştüğü için cevap veremeyecek durumda şu an.  Şimdi hakaret dinleme sırası ondaydı… Toplumsal mesaj… Kadınları aşağılamayın, hor görmeyin. Gücünüz gözünüzü kör ederken, dilinizi-elinizi-belinizi kontrolden çıkarmasın. Sonucu kötü olur. Benden söylemesi…

 Kadının ev işi, çocuk bakımı, yemek, temizlik, bahçe işi yaptığı eski evliliklerde erkek çoğu zaman geçimden sorumluydu. Eski evlilikler de demeyelim. Bu evlilikler hala devam etmekte. Kadının para kazanamadığı evliliklerde erkeğin vereceği para ile ihtiyaçlarını karşılıyordu. Herkes tek tip kıyafet giydiği için kıyafet çeşitliliğine çok önem verilmiyordu. Gösteriş yoktu, ayıp sayılırdı. Zorunlu ihtiyaç olarak görülenler iki elin parmak sayısını geçmiyordu. Teknoloji bu kadar gelişmediğinden, komşuya gidip gelmek sosyallik için yeterli görülüyordu. Az ile yetinmeyi bilen insanlar kendilerini mutlu olarak algılıyorlardı. Ben hariç… Ben geçmişe öykülenenlerden değilim. Geçmiş, insanlığın evlilik konusunda ulaşması gereken zirve evlilik örnekleriyle dolu değil. Bir kere kadının erkeğin kontrolünün altında olduğu bir evliliğe benim ruh yapım asla onay vermiyor. Din kadını erkeğin himayesinde olmasını buyuruyor diyerek kendini bu yönde ikna eden insanlar var. Ki aslında din bunu demiyor. Kendi düşünce seviyelerinde kendilerini ikna ettikleri rivayet dini öyle buyuruyor…

Özellikle rivayet dinini benimseyenlerin internet ortamında kadın ile erkek eşit değildir yorumlarını görünce üzerine düşünme ihtiyacı hissediyorum. Eşit değildir derken kast ettiği ne o tam belli değil bir kere… Erkekler kendi arasında bile eşit değil ki kadın ve erkek eşit olsun. Kimse birbirine benzemiyor, ikiz kardeşler bile birbirine benzemiyor. Bireyselleşmenin arttığı şu çağda artık insanları cinsiyetine göre ikiye ayırmak çok yetersiz kalıyor, insanlarda ki çeşitliliği açıklamaya cinsiyet ile sınırlamak yeterli gelmiyor. Her birey o kadar farklı ki… Her bir insan o kadar değerli ki… Kimse birbirinin eşiti ve benzeri değil. Güç erkeği, güzellik kadını temsil ediyor anlayışı artık çok eksik bir anlatım. Kimi kadın çoğu erkekten daha cesur ve güçlü, kimi erkek nice kadından daha fazla süslenmeyi seviyor, görselliğe önem veriyor… Farklılıklarımız, çeşitliliklerimiz çok arttı. Kadın hakkı diye ifade ederek cinsiyetçilik üzerinden hak arayışı yetersiz bir anlatım. Kadın hakkını arıyorum dediğinde erkeklerin hakkı ne olacak konusu beliriyor karşı tarafta. Özellikle boşanma sonrası nafaka konusunda erkekler mağduriyetlerini çok dile getiriyor internet ortamında. İnsan hakkı olarak konuyu ifade etmek bu konuya çözüm olabilir. Yaşam için zorunlu görülen asgari ihtiyaçlara herkesin ulaşabilmesinin garantisi anayasada düzenlendiğinde kadın-erkeğin arasında ki ekonomik temelli bir çok sorun otomatik olarak çözülecektir.  Asgari bir ücrete herkesin ulaştığı bir sistemde kimse kimseye nafaka vermek zorunda kalmaz. Birey çalıştığı kadar, yönetebildiği kadar, kazanabildiğinin en fazlasını kazanabilmeli ancak kazancında üst limiti belirlenmeli… Dünyaları doyuracak kazanç bir ailenin kontrolünde olmamalı. Programlarına böyle çözümler sunan parti yok henüz. Ki ben partili sistemi bile doğru bulmuyorum. Particilik toplumu kutuplara bölüp yöneten bir sistem. Partisiz bir sistemi savunuyorum.

Günümüzde  zorla kaçırarak zorba temeli üzerine eş edinimi, ana babanın eş seçtiği evlilik kadar eşlerin birbiri ile flört ederek, isteyerek oluşturduğu evliliklerde mevcut. Aile kurumunu oluştururken ki karar mekanizmasında da bir çeşitlenme var. Ruh bu çeşitlilikten de farklı deneyim elde etmekte. Nasıl eş seçileceği çok karmaşık bir konu ve bu karmaşık konu üzerine deneye yanıla bir öğrenme sürecini deneyimliyoruz… Toplumun, ailenin, medyanın, okulun bireye yüklediği bilgilerin her biri birbirinden çok farklı… Her bir bireyin kapasitesi, ruhsal ve zeka olgunluğu da birbirinden çok farklı.  Bu kadar çeşitliliği kim nasıl yönetiyor, kim neden nasıl evleniyor, nasıl aile kuruyor ve bunun sonuçlarının topluma yansıması ne oluyor kestirmesi o kadar zor ki. İnsanoğlu çeşitlendiği kadar toplumun normları da çeşitleniyor.  İnsanın tekamül etmesi için bu çeşitlilik gittikçe de artacağa benziyor. Ben sonucu Tanrı’ya bırakıp kafamı rahatlatıyorum. Düşünmekten yorulduğum zaman Tanrım sen bilirsin benim aklım almıyor deyip topu ona atıyorum….  

Herkes mutlu olacağı eşi, özgür bir ortamda seçsin, aşık olsun, sevsin, sevişsin… Yetiştirebilecek olgunlukta olanlar çocuk yapsın, çoğalsın. Mutlu evlilikler insan ruhunu doyuran bir ortam sunuyor insana. Tavsiye ederim…

Daldan dala atladığım bu yazının sonunu nasıl bitersem kestiremedim. Öpüyorum hepinizi mi yazsam, haydi eyvallah mı? Bir sürprizle bitireyim en iyisi... 

Süpriz 

13 Nisan 2023 Perşembe

Sızı

 

İçinde bir yerler sızlamalı insanın

İnce ince

Derin derin

Tatlı bir acı hissetmelisin

Bu öyle bir acı olmalı ki..

Yokluğu varlığına denk olmalı

Sızlamadığında garipsemelisin yüreğini

 

Sürekli sızlayan

Ama hiç yakmayan

İçinde bir yerlerde işte

Bir nedeni olmamalı

Ya da bir kimse için olmamalı

Sana bakıp görenler yüreğini

Güngörmüş, çekmiş

Halden anlar o demeli

Olgunluk ve mağrurluk kondurmalı yüzüne

 

Sızım sızım sızlatan

Ham seni olgunlaştıran

Sana var olduğunu bir an bile unutturmayan

Mutluluk ile acının aslında bir olduğunu anlatan

İçinde bir yerler sızlamalı insanın

Haccecan

11.04.2012

Yıllar önce yazılmış facebook'un bir köşesinde karşıma çıkan bir şiir.

O sızı artık o kadar anlamlı ki...