Görev Beni Çağırıyor... Seni de...

2 Şubat 2022 Çarşamba

Kararsız Uçlar


Romantik aşıklar gibi hüzünlü ve dalgalıyım

Hangi hormonsa bana bu duyları yaşatan

Ona sesleniyorum!!!

Bir yanım sana lanetler ediyor !!

Bir yanımsa uysallaştırdığı için teşekkür…

 

Bir şarkının insanı götürebileceği uçlardayım

Dolanıyorum kıyılarda, ha düştü ha düşecek!

Bir çocuğun kahkahasındayım bazen de

Sırıtıyorum öylece, ha güldü ha gülecek!

Bırakın beni ne olur!! ya da bırakmayın…

Bilmiyorum işte ne yaparsanız yapın..

 

Kelimeler dans ediyor gözlerimin önünde

Duygular ise beni çarpıyor duvardan duvara

Ne oluyor sana, diye sormayın

Bilmiyorum diye cevap verecekken

Aslında bildiğimi ama bilmezlikten geldiğimi

Sen bilsen ne olur ya da bilmesen!!!

 

Ağzı bozuk sarhoşların ettiği küfürler var ya

Şarkıların getirdiği uçlarda

Okkalı okkalı onları savuruyorum boşluğa

Oh be! tam rahatladım derken

Bir tanesi sana denk gelecekti tam da… 

Kafan gözün yarıldı sanıyorken

Bir yanım pişman olmuştu çoktan

Bir yanım "oh olsun!" diye devam ederken


Sendeleyip düşecekken sen tuttun yine elimden

Ama sonra beni yine bıraktın

Sevsem mi, sövsem mi bilemediğim

O kararsız uçlarda...

 

Haccecan 02.02.2022 

Ne Güzel bir tarih bu. Sevdim seni, her şey gibi...

Bu müzik insanı tuhaf bir ruh haline sokuyor. Şiirden belli.. 

Yazarken dinlenildi. To Vals Tou Gamou - Eleni Karaindrou


31 Ocak 2022 Pazartesi

Acı Lisanı

 

Acının kaynağına indim bugün

Acı veren duygularımın peşinden

Avcı köpeği gibi iz sürdüm…

Neden dedim, neden sızlıyorsun içimde?

Sızlamamı sen istiyorsun dedi

Ben mi istiyorum? dedim anlamazlığa vurarak

Beni sen çağırdın, çekmeye razı olarak üstelik

Razı geldiklerim, çekmeyi kabullendiklerim

Her ne varsa ikamet ediyormuş içimde.

 

Acı denen şey benim eksikliğimmiş

Eksik olan ne varsa tamamlansın diye

Sızlanıp duruyor derinlerde bir yerde

Anlayamadığım sızılarımın kendi lisanı varmış

Anadilinden başka dil bilmezken

Bebek dili, eş dili, çocuk dilinden sonra

Acı diline de merak saldım bu aralar…

 

Acı dilinin ilk kelimesi “Kabul”müş

Tamam dedim sen varsın, “Kabul Ediyorum”,

Hissediyorum, önemsiyorum ve farkındayım.

Red etmediğimde artık farklı sızlar oldu

Anlaşılmak acıyı söndürmese de

Dindirir gibi oldu.

 

Acı dilinin ikinci kelimesi “ serbest bırak” mış…

Bir yanım bırak derken öteki bırakma diyor..

Yok henüz bırakmak istemiyorum…

Acılarımı serbest bırakıp boşluğa göndermeye

Özgürlüğe adım atmaya hazır değilim.

 

Acı dilinin üçüncü kelimesi “karşılıklı” imiş.

Hissettiğim acılardan özgürleşmek için

Acıya sebep olanların da özgürleşmesi gerekiyormuş.

Sebep olduklarımızdan bağımsız olana

Acıdan öğrenene, karşılıklı affedene kadar

Sızlamaya ve varlığını hissettirmeye devam edecekmiş.

Derin bir nefes alıyor ve rahatlıyorum,

Sızlamaya ve sızlatmaya devam edecek diye seviniyorum

Acısız yapamam Onsuz var olamam ben…

 

Acı dilinin dördüncü kelimesi “hiç”miş

Hiç olanın var olması için oluyor bütün olanlar

Acı sızlatıyor, pişiriyor, olgunlaştırıyor,

Olmayanı var ediyor, Ben var olanı anlamlandırana

Kabul edip, acıya sebep olanla affedene kadar

Sızlatmaya, sızlamaya devam ediyor

“Ol”maktan gelen her şey  ’luğa akıp gidiyor

 

 

Haccecan 

31.01.2022

18 Ocak 2022 Salı

İnşaat


 


Ustalarla ve Müteahhitlerle uğraşanlar kervanına bende katıldım. Hayırlı uğurlu olsun. Aslında müteahhit ve ustalar Haccecan’la uğraşmaya başlayan kervanına katıldılar. Onlar için de hayırlı olsun. Başlarına nasıl bir bela aldılar henüz haberleri yok !

Bir zamanlar taş ev hayalim vardı. Bir yıl kadar kafamda kurmadığım proje kalmadı. Bu işi profesyonel yapan kişilerle bile görüşmeye gittik eşimle. Hayalimin olmayacağını anlatana kadar ve anlayana kadar baya uğraştı garibim. Sonra o hayalimden vazgeçtim. Bütün yaptığım taş ev projelerini beynimin “yapılacaklar” klasörüne kaydettim. Ölmeden yapacağım o hayali… Aha yazıyorum buraya..  

Kaf dağının ardında ki evimizi satıp parasıyla altın almıştım. 2 sene önce ki altın fiyatlarıyla şu an ki altın fiyatlarını kıyaslayınca para iki katından fazla bir para oldu. Para dediysem çok bir şey değil. Kaf dağının ardında ki ev fiyatları hiç artmadı. Verdiğim parayı anca alabilmiştim. Kâr elde edemedim. 120000 TL. Hak etmediğim, emek vermediğim bir parayı da istemiyorum zaten. 

İş yerime yakın diye bir de çocukları kolay takip edebilirim diye iş yerime yakın bir yerden ev aldık. Evin daha yeni temeli atılmıştı. Küçük yer olunca herkes birbirini tanıdığı için müteahhite güvendik. 6 katlı evin şu an tuğlası örüldü. Evi aldığımızdan beri evin planıyla yatıp planıyla kalkıyorum desem abartmam. Büyük ev istemiyorum ben. Kaf dağının ardında ki evim gibi küçücük olsun. Minimalist bir yaşam istiyorum. Az eşya, az mekan. Eşyanın hamalı olmadığım ama tadını doya doya uzun uzun yıllar çıkardığım bir evim olsun istiyorum. 90 metre karelik ev planını tamamen değiştim.  2+1 ev planını 3+1e çıkardım. Bunu nasıl yaptın diye sorma gafletine düşürsen eğer cevabım “18 yıldır bir leğeni 4 farklı amaç için kullanan birisine böyle bir soru sorulur muymuş?” olurdu.   Evin büyük salonunu iki odaya bölüp çocukların odası yapacağım. En ufak kolon arasında ki boşluklar için bile harika fikirlerim var. Off bir senedir bu hayallerle yatıp kalkıyorum. Bir yıldır elimde metre, her eşyayı, her köşeyi ölçüp duruyorum. TLC kanalında ev yenileme programlarının müdavimi oldum. Hangi eşya nereye konur, ev nasıl dekor edilir. Ev dekorasyonuna acayip merak saldım. İç mimar olsaymışım keşke demeye bile başladım.  

Mütahittin evi en başından alırken “her şeyi istediğiniz gibi yapacağız” demesinden anlamalıydım aslında. Ofislerine ne zaman gitsem hep aynı şeyi dedi. “ her şeyi istediğiniz gibi yapacağız bir beton atılsın” her şeyi istediğiniz gibi yapacağız bir tuğlası örülsün” …. Her şeyi istediğiniz gibi yapacağız lafı kasetten kayıt edip gelene gidene aynı şeyi söylediği sözler sanırım…

Cumartesi eşimle gittik inşaata. Hava fırtına. Bildiğin fırtına ama yürünemeyecek kadar sert rüzgar esiyor. Daireye girdiğimde şok oldum. Bizim dairenin su tesisatını da diğer dairelerinin ki gibi aynı çekmiş tesisatçı adam. O sinirle eşimle girdik birbirimize. Bir daha ev işine karışmayacağım diye son noktayı koydu. Tartışmanın sonu beni özürlerimle bitti tabi. Haksızdı her zaman ki gibi! Haklılığımı! alttan alarak ispat etme gibi bir huyum var. Öfkeliyken kimseye bir şeyi kabul ettiremiyorsun. İki çocuk büyütmüşüm. İnsan psikolojisinin eğitimini temelden aldım, almaya da devam ediyorum. Çocuklarla birlikte eşimi de büyütüyorum işte! Kendisinin haberi yok bundan ama J  Pazar günü tekrar karlı havada gittik inşaata. Kiminle bil? Doğru tahmin. Eşimle. Bir daha ev işine karışmayacağım derken birkaç saat karışmayacağını kast etmişti zaten.  Evle ilgili ne nasıl olsun diye tekrar konuştuk ortak bir karar aldık… Müteahhiti aradım Pazartesi inşaata gider konuşuruz dedi.  Pazartesi inşaata gittim. Müteahhit beyimiz kardan üşümüş ayağını ısıtırmış gelmedi. İç mimarlık okuyan bir aralar karate kursuna gittiğim üniversite öğrencisi, arkadaşımın kızıyla gittim bende. Bu cümleyi anlamadıysan zorlama. Bende anlamadım. Elimizde metre ölçtük biçtik daireyi. Kafamda ki her şeyi ona anlattım. İç mimarla Cuma günü lazerli metreyle ölçmek için sözleşip ayrıldık. İnşaattan sonra müteahhit beyimizin ofisine tekrar gittim. Beyimiz ayağını ısıtıyordu. Kıyamadım ona. Bugüne tekrar sözleştik, öğlen 12:00 gibi yolda gördü beni saat 13:00’den sonraya tekrar sözleştik. 14:30 gibi aradım 5 dakkaya arayacağım dedi. Bir saat sonra aradım elektrik aboneliği aldığını TEDAŞ’da işlerinin bitmediğini söyledi. Yine her zaman ki gibi “her şeyi istediğimiz gibi yapacağız ablaaam” sözünü de ekledi…

Şu an mı. Önceden olsa öfkeden kudururdum. Ama artık kahkahalarla gülüyorum. Valla başlarına nasıl bela aldıklarından haberleri yok gariplerin. Bana bir değil birkaç defa söz verdiler. Şu an alttan alıp sabırlı davrandığım dönem… 

Dur bakalım bu ev macerası nasıl sonuçlanacak. Merakla bekliyor, ilgiyle seyrediyorum.

14 Ocak 2022 Cuma

Tamamlana Kadar...

 

Bir özgürlüğün tadına doyamadım bir öfkenin…

Bir senin, bir de henüz yaşanmamış olanların…

Beklemeye doyamıyorum, hissetmeye,

Anlamaya çalışmaya, anlamlandıramamaya...

Şaşırıyorum bazen..

Sorduğumda cevapların karşıma çıkmasına

Ortaya çıkmak için sormamı bekliyormuş gibi

Pusuya yatmış bekliyor tüm sorgulamadıklarım

 

Bir yanmanın tadına doyamadım bir de soğumanın

Yanıp yanıp sönmenin, sönüp tekrar tutuşmanın

Yakmayı istediğim çok zamanlarım olmuştu herkesi

Bana ait ne varsa yığıyorum orta yere

Kendimi yakıyorum kendimi pişiriyorum hep.

 

Bir kahkahamın tadına doyamadım birde ağlamamın

Duygu okyanusunda yüzen zerre gibi

Oradan oraya sürükleniyorum, yontuluyorum

Kopan parçalarımın yerine yenisini çıkartıyorum

Kopmasını istemediklerim olsa da

Her gün farklı bir şekle şemale bürünüyorum

 

Tadına doyamadıklarım doyurmaya başladığında

Sorular soramayıp cevaplar karşıma çıkmadığında

Kendim sönüp artık kendimi yakamadığımda

Son şeklime vardığımda, artık şekil alamadığımda

Okyanustan ayrı değil onunla bir olduğumda

Tamamım ben deyip yuvaya dönme vakti gelmiştir artık…

Haccecan

14.01.2022

Yazarken Dinlenildi


12 Ocak 2022 Çarşamba

Kırmızı Leğen

 


2004 yılı.. Doğuya ilk atandım. Bekar bir uzman doktorla ve meslektaşım olan arkadaşla aynı eve çıkmıştım. Meslektaşım arkadaş evlenip alt katımıza taşınınca ben uzman doktorla kalmaya başlamıştım. Evli bir adama aşık olduğundan aşk acısı çeken arkadaş depresif bir ruh haline girdi. Her güne lanetler okuyarak gözlerini açıyordu. Benim yaptığım her şeyi eleştirmeye de başlamıştı. Agrasif ruh hali zamanla beni inanılmaz yormaya başlamıştı. Babadan yaralı Haccecan, ilk görev yerinde mutlu olmayı beklerken, mutsuz bir ruhla tekrar karşılaşmıştı.

Yıllar yılı “okuda kendini kurtar” nasihatları ile büyümüş Anadolu gülüydüm. Atandığımda sandım ki hayat bundan sonra çok kolay olacak, artık mutlu olacaktım. Nasıl bir hayal dünyasın da yaşıyorsam artık. Bir gün zırıl zırıl ağlamaya başladım, apartman boşluğuna bakan odamda. Nasıl bir ağlama, mutlu değilim diye zırıl zırıl ağlıyordum. Uzman doktor arkadaş geldi, benim yüzümden mi ağlıyorsun? diye sordu. Sorusuna cevap veremiyor sadece ağlıyordum. Ağlama sebepleri arasında oda vardı tabi. Onun bu agresif ruh halinin temeli de babasıydı. Otoriter, dediğim dedik bir babanın kızı olarak hayatta hiç seçme ve seçilme hakkı olmayan arkadaş, ilk girdiği üniversite sınavında tıbbı kazanmıştı. 6 senenin sonunda girdiği TUS sınavında ise uzman doktorluğu kazanmış o bölümü bitirdikten sonra atandığı ilçede göreve başlamıştık. O uzmanlığı okuyup geldiği için yaşı bizden baya büyüktü. Hem büyüğümüz hem ablamızdı. Ama mesleğinden nefret ediyordu. “Keşke evlenip, çoluk çocuğa karışsaydım, daha mutlu olurdum” diyordu. Seçmediği, istemediği bir hayatı umutsuz aşk acısıyla birlikte yaşayıp gidiyordu. İçin için yandığından çevresini de yakıyordu. (Toplumsal Mesaj: Çocuklarınızın hayatlarıyla ilgili kararlarını kendilerinin almasını sağlayın. Sonunda böyle iyi kariyerli ama mutsuz çocuklar olmasını istemiyorsanız nasıl doğru karar alınır, insan kendini nasıl tanır bunun eğitimini verin sadece. O kendisi için doğruyu bulacaktır. Mesaj bitti.)  Onunla artık yaşamak istemediğimi, taşınmak istediğimi söylemek benim açımdan hiç kolay olmadı. Bize ilk günlerde evini açan, eşyalarını paylaşan, ablalık yapan bu insana sırtımı dönüyormuşum hissinin üstesinden gelmem çok zor olmuştu. Nihayet söyleyebildiğimde kişiliğimde büyük bir dağı aşabilmiştim. Bekar iki arkadaşla anlaşıp onların evine taşındım. Özgürlüğe attığım ilk adımlardan birisi buydu. Özgürlük… Off ben bu duyguyu istiyordum işte. Taşındıktan sonra olaylar beni bıraktı mı? Hayır tabi ki. Bu olay başka yazı konusu. Belki hiç yazmam.

Bir çekyatım, kıyafetlerim vardı. Kızların evinde ki eksik eşyaları da ben almaya başlamıştım. Uzman doktorun evinin bütün eşyası tamam olduğundan onun evinde kendime ait hiçbir şey yoktu. O evde sığıntı gibi hissetmemin nedenlerinden biride buydu. Evde ki onun eşyaları zarar görecek diye rahat hareket edemezdim. Oda bunu hep hissettirirdi sağ olsun.

Kırmızı bir leğen, mavi bir kirli sepeti, bir ütü masası,  çekyat kanepe, evde az sayıda ki çatal, kaşık ne eksikse almıştım… (Bu yazının ana kahramanı olan kırmızı leğene nihayet gelebildim. Bir şeyi uzatmadan neden yazamıyorum ben ya… )

Hem çamaşır selesi, hem leğen … İki ayrı eşyayı almak bana mantıklı gelmiyordu. Hem fuzuli masraf hem de evde boşuna yer kaplayan eşya. Ne gerek var ki? Bazen çamaşır yıkadığımız, bazen çamaşır sepeti olarak kullandığımız bu kırmızı leğen ilk aldığım eşyalar arasındaydı…

İlk görev yerimden 1,5 yıl sonra şu an ki çalıştığım iş yerine atandığımda bütün eşyalarımı güzelce paketleyip kargo ile önden gönderdim. Benimle birlikte tayini çıkan arkadaşın evine götürmediği çekyatı da ben aldım. Onu da arkada bırakamadım.  Kargoya verirken herkes gülmüştü bana. Çamaşır sepetini de geride bırakmıyor diye. Bırakır mıyım bee?  O kadar para vermişim. Birilerinin gülmesi yapacağım işte vazgeçmeme neden olmuyor ki benim. O zamanlar kar zarar hesabı da yapamıyordum. İnşallah peşimden buralara kadar getirmem kargo parasına değmiştir.

Sonra burada ki ilk bekar evimde çift amaçlı kullanmaya devam ettim o leğeni yıllarca. 6 yıl sonra Kaf dağının ardında ki evime taşındım. Tabi ki leğenim ve kirli sepetimde benimle… Arkadaşın almadığı çekyatı da taşınırken başka bir arkadaşa verdim. Sonra oda onu yaptırıp yeni gibi kullandı. Hala kullanılıyor. 

Taşındıktan 2 yıl kadar sonra 2012 yılında evlendim. Evlendikten sonra iki çekyatımı  gri renkli  yeni döşeme ile kaplattırdım. Döşemeci de eşimle bulduğumuz iki eski tekli koltuğu da siyah-kırmızı çiçek desenli kumaşla kaplattık. Yeni oturma grubu aldık diye millete duyurdum. Gururumdan asla vazgeçmem… Onun sayesinde böyle dimdik duruyorum. Eskiyi yaptırdım diye sonraları dedim ama. Çokta gururlu değilim canım.. O zamanın parasıyla 750 TL verdim. Yeni oturma grupları 2000 TL civarıydı o zaman. İyi ki böyle yapmışız. Çocuklu evde yeni eşyaya gerek yokmuş. Çocuklar kanepelerin kenarlarını dişlediler, kalemle karaladılar, yeri geldi hastalanıp üzerine kustular, kirli ellerini silmek için el bezi niyetine kullandılar, altı bezsiz dursun azcık hava alsın dediğimde üzerine işediler, kakalarını yaptılar, trombolin olarak kullan(ıyor)dılar...  Yeni eşya almak için ödeyemediği borcun altına girip sonra karı-koca kavgası yapmanın hiç bir anlamı olmadığını en başından biliyordum.  Aklımı seveyim. 

  Televizyonum zaten vardı.  Tüplü televizyonu hala evimizde kullanıyoruz. 17 sene oldu onu alalı. Buzdolabı da 18 yıllık. Kız kardeşim ilk atandığında almıştı. Bir aralar bir arada beraber kalmıştık.  Evlenip evimden giderken buzdolabı ondan hatıra kaldı. O yeni bir buzdolabı aldı evlendiğinde. Ben kıyamadım yenisini almaya. Çamaşır makinası da bekarlıktan. Onu almam ise tam bir olaydı. Bozulan çamaşır makinası parasıyla almıştım. Yanında el blendırı, su ısıtıcısı ve meyve sıkacağı hediyesi ile. Burada yazmıştım. Çamaşır Makinası bu hafta bozuldu. Tamirciyi bekliyoruz.  Bozulmadıkları sürece birlikte daha nice yılları birlikte devirme niyetindeyim. Çocukların odasında da bekarlıktan kalan eşyalar var.  Bekarlıktan ne kadar eşyam varsa hala kullanıyorum. Eskiyenleri gözyaşları arasında emekliye ayırıyorum.   O kırmızı leğeni  evlenince de kullanmaya devam ettim. Taş gibi duruyordu.  Kargo parasını çıkartana kadar bırakmaya hiç niyetim yok. Hiç bırakmadı beni, çok vefalı çıktı. Canım benim…  Sonra gülüm doğdu sonra oğlum... Çamaşır leğeni ve sepeti olarak çift amaçlı kullandığım leğenimin iş yükü daha da arttı. Hem çocuk küveti hem de oyuncak olarak da kullanılmaya devam etti.  İki çocuğun üzerinde zıplamalarına daha fazla dayanamadı, kenarlarından yırtıldı. 18 yıl kullandığım leğenimi bu hafta sonu emekliye ayırdım. Mavi kirli sepetinin içerisinde beklemeye aldım. Başka bir amaç için kullanılabilir mi bakacağım. Yırtık yerlerini elimle diktikten sonra bahçede saksı olarak kullanılabilir. Eşim içine çilek diker belki. Mavi kirli sepeti daha sağlam, çocukların oyuncağı ve kirli sepeti olarak iki amaç olarak kullanılıyor şu an. Kullanım amacını arttırıp çok yormayı düşünmüyorum onu. Daha uzun yıllar bizimle kalsın o. 


Beyazlı grili katlanır, son model yeni bir sepet aldım  geçen cuma günü BİM'den. Çok amaçlı kullanma amacıyla aldığım sepeti uzun yıllar kullanmayı düşünüyorum. Hepimize hayırlı uğurlu olsun… 70 TL verdim. 70 yıl kullanmayı planlıyorum. J   

İç ses : Bir leğen için başka yazı yazan var mıdır acaba!! Rezil ettin yine kendini Haccecan.

Diğer İç ses: Çok ta tın…

İç ses: Senin gibi pinti bir kadınla evlendiği için ne kadar pişmandır eşin.

Diğer İç ses: Yok valla.. Kıymetimi iyi biliyor. Başına hiç masraf çıkartmayan bu kadının öneminin farkında. Hele şu ekonomik krizin içinde…

İç ses : Önceden benim her dediğimi çok dikkate alırdın. Günlerce kafanda kurar dururdun.

Diğer İç ses: Yok artık kafama takmıyorum seni ses. İstediğin kadar konuşmakta özgürsün. Seni de seviyorum ben. 

10 Ocak 2022 Pazartesi

Usulca Yanarım...

 


Olmaz; "Sus!" deme bana...
Haykırmalıyım...
Hem de şu anda
Şu dakikada...
Olmaz; "Dur!" deme bana...
Koşmalıyım...
Hem de dağ başlarında
Uçurum kenarlarında...
Yapma; "Aşma!" deme bana...
Aşmalıyım...
Hem de kimsenin aşamadığı
Ucu bucağı olmayan okyanusları...
Dur durak bilmez âsi yüreğim...
"Gelme!" diyenin peşinden giderim
Sevmeyeceğini bildiklerimi severim
Sonra da "kaderim bu!" diye isyan ederim...
Durgunluk sularımı kokutur benim
Sessizlik ruhumu öldürür benim
Asiliği bilmeyen ne anlar beni
Yüreğim dile gelse de anlasanız beni...
Sessiz çığlıklar attım duymadınız
Yaktım "ne var ne yoksa!" yanmadınız
Uyumayı yanmaya tercih eden ne bilir beni?
Ateşim beni yakar benden korkmayınız!!!

Yeter artık! ateşte yandığım
Izdırabı sükûnete tercih ederim
Olmadı kaderimi yeniden yazarım
Gerekirse durgun sularda usulca yanarım...
Haccecan
07.01.2010

Yıllar önce yanmaya başladığım zamanlardan bir şiir... 
 Kaderimi yeniden yazmaya başladığım dönemler... 
Yanmaya ve yakmaya devam ediyorum... 😃

5 Ocak 2022 Çarşamba

Olacaklar...

 

                                                                            Kaynak

Hiç bilme, hiç bilmesin, hiç bilmesinler…

Ne farkeder ki… Neden farketsin ki…

Sen biliyorsun ya… İçinde ki ses sana diyor ya…

 

Hiç anlama, hiç anlamasın, hiç anlamasınlar…

Ne anlaması!! Neden anlasın ki… 

Sen anlıyorsun ya, Özün sana anlatıyor ya…

 

Hiç konuşma, hiç konuşmasın, hiç konuşmasınlar..

Ne duyacaksın ki onlardan, Neden duyacaksın ki…

Sen duyuyorsun ya, Hem de en derinden gelen sesini…

 

Hiç bekleme, hiç beklemesin, hiç beklemesinler…

Ne beklemesi !!! Neden beklesinler ki…

Sen bekliyorsun ya… Olgunlaşmak için kendini, sabırla…

 

Hiç durma, hiç durmasın, hiç durmasınlar…

Ne durması !!! Neden dursunlar ki…

Sen koşuyorsun ya…Hem de kendine doğru nefes nefese…

 

Hiç gitme, hiç gitmesin, hiç gitmesinler…

Ne gitmesi, Neden gitsinler ki…

Gitsinler mi, dursunlar mı?  Ne istiyorsun sen?

 

Hiç isteme, hiç istemesin, hiç istemesinler….

Ne istemesi, Neden istesinler ki…

Sen istiyorsun ya!!!  İstediğini alıyorsun ya uğraştığında.

 

Hiç olma… Hiç olmasın, Hiç olmasınlar…

Ne olacak ki, Neden olsun ki…

Sen oluyorsun ya…  Yoktan var oluyorsun hem de.

 

Bilmeler, anlamalar, konuşmalar, beklemeler,

Durmalar, gitmeler, istemeler, olmalar..

Benler, Senler, Bizler oldukça olacaklar bunlar…

Haccecan

05.01.2022

Yeni yılın ilk şiiri... Herkese armağan olsun..

 

Melek Mossa “Hayatım Kaymış” şarkısı eşliğinde yazıldı.

İlham için teşekkürler Melek…


28 Aralık 2021 Salı

Sabırlı, Tutarlı ve Kararlı


İlişkinin temeline iyi bir iletişim, saygı ve sevgi atıldıktan sonra temelin üstüne nasıl bir bina inşa edileceği iki kişinin vereceği karara bağlı. İsteyen bahçeli müstakil bir ev, isteyen bir apartman, isteyen bir gökdelen inşa eder. İsteyen ise hiçbir ilişki yaşamak zorunda değil. Kimi insanlar bu hayat yolcuğunu tek başına tekamül etme kararı vermiş olabilir. Dağ başında ıssız, kimsenin olmadığı yerlere kurulmuş kulübeler de bu kişiler tarafından özel yapılmıştır. İstediğinde insanlardan kaçıp dağ başında kendi başına kaldığı sığınağında özüyle ilişki içine girme kararı vermiş asil bir ruha sahip olabilir.

Kendi aklını, yaşını, başını almış kişiler arasında yaşanan hiçbir ilişki çeşidi “başkalarına dayatma, zorlama yapılmaması koşuluyla”  yaşanması konusunda özgür bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Eşcinsellik konusunda ki paylaşımda bu fikrimi açıklamıştım zaten.  

İnternet ortamında ki haberler onlara yapılan yorumlar ile bir değer kazanıyor. Yapılan yorumlar toplum olarak ne düşündüğümüz üzerine bende fikirler oluşmasına neden oluyor. Yorum yapılması mümkün olmayan haber kanalları yarım haber anlamına geliyor. İnsanların düşüncelerini ifade etmediği bir ortam bu bilgi çağına ait değil. Televizyonun gündüz programlarında kim kimi aldatmış, kim kiminle kaçmış konulu programlarla ilgili haberler ve onlara yapılan, en çok beğenilen yorumlar toplumun genel bakışının özeti demek oluyor. Haber habercinin anlatımı iken, hedef kitlenin düşüncesinin ifadesi ise habere yapılan yorumlardır. Yorumlara olduğu kadar geri planda haberin ve yorumların da ne kadar okunmuş olabileceği konusu hakkında da fikirler oluşuyor bende. Çoğu haber veya içeriğe yorum yapmadan okuyup geçtiğime göre yüzlerce insanda bu şekilde yapıyor olmalı. Haber ile ilgili fikirlerini yazmayan, yazamayan, insanlardan gelecek tepkilerden korkan bir sürü insan var. Birkaç kere yaptığım yorumlar yüzünden linç edildiğim için bu konudan eminim. Bu linçler bende sindirme etkisi yapmıyor Allahtan. Daha fazla bileniyorum, linç yapanlar karşısında susmuyorum. Kendimi uzun uzun ifade edip yorumlarımın sonunda kırmızı gül emojisi bile gönderdiğim oluyor. Birkaç gün sonra yorumlarını silip gizli kapaklı kaybolanlar bile oluyor ellerinden öfke akan bu bireylerden… Linç öyle yapılmaz böyle yapılır işte… Sevgi diliyle insan nasıl dövülür canlı ispatıyım. Öfkeli muhatabınızı şaşırtmak ve alt etmek istiyorsanız onun anladığı öfke dilinden değil sevgi diliyle cevap verin. Şaşırtın ve hiç bilmedikleri başka bir dilin varlığından haberdar edin onları… Emin olun öfkeye harcadığınız enerji kadar çaba sarf etmeden öfkeliyi alt ediyorsunuz. Tecrübeyle sabittir. Yeter ki sabırlı, tutarlı ve kararlı olun. Anneliğin bana kattığı en güzel özellik bunlar. SABIR, TUTAR ve KARAR…

İlişkilerin temeli iletişimken Türk toplumunda bunun karşılığı itişim… İtişim dilinin de Türk toplumuna kattığı çok şey var aslında…Savaşçı yanımızı savaş meydanlarında kılıçla, kalkanla değil de sözlerle birbirimizi yaralayarak, kanatarak formda tutuyor-uz (duk). İnsanlık bedensel savaştan sonra sözel savaş dönemini de deneyimledi. Sözel savaş dönemi bedensel savaş dönemine göre daha barışçıl olsa da algı olarak yükseldiğimiz bu çağda oda artık geride kalmalı. Her şey gibi o da değişmeli. Davranışlarımızın temelinde kullandığımız itişim dilinin etkisi çok büyük. Savaşmaktan, çatışmalardan, sorunlardan, krizlerden ve sorun olarak gördüğünüz her ne varsa hepsinden kurtulmamız mümkün. Düşüncelerimizin temelini oluşturan kendimizle bile konuştuğumuz dil toksik, zehirli bir çok kelime ile dolu. Duygu ve düşüncelerimiz zehirli olduğu için davranışlarımız ve topluma yansıyan karşılığı da şiddet dolu, hatalı ve yanlış. İtişim çağının da sonuna geldik a dostlar…. Artık yepyeni bir dilimiz var. Sevgi çağında artık savaşçı kelimelere yer yok…. Yazılarımda artık bu dili kullanmaya çalışacağım. Güle güle itişim dili… Merhaba sevgi ve barış dolu GÜNE🌞EŞ DiL. Bu dilin yazarının adı  buRAK özDEMİR. Dilin değişmesi konusunda fikir öncüsü o. Dilin değişmesi konusunda başka fikir sahibi olup Türkçe'ye binlerce kelime kazandıran başka bir insan ben duymadım. Siz duydunuz mu? Ben de bu yeni dilin insanlığa katkı sağlayacağının farkındalığıyla yazılarımda kullanmaya çalışacağım artık.  

Devam Edecek…

24 Aralık 2021 Cuma

Geçmiş... Şu an ve Gelecek...

 

Geçmiş geride kaldı… Yaşadım…

Bakıyorum arkama ve bana kattıklarına

Acı, keder, hüzün, öfke, kin ve boşluk…

Güzel günlerimde oldu ancak

Yaşadığım kederi silecek kadar çok değildi

Çoksa da anlayacağım, bileceğim kafada değildim

Acıdan beslenmeyi öğrenmiş biri

Ne kadar çekiyorsa hepsini çektim kendime

Ne gerekiyorsa hepsini yaşayıp bildim, hissettim


Kaynak
 

Şu an… Nötr… Sıfır noktasındayım hayatın

Coşkuyu, öfkeyi, duygu denizinde çırpınıp durmayı

Özlüyorum bazen…

Sonra sana rahatlık batıyor diyorum kendime

Hayatın sıfırını, hiçliği, dinginliği de deneyimle

Bak bakalım neler katacak sana

Sana neler getirecek ve neler götürecek…

Acılar silinmiyormuş, mutluluk sürekli değilmiş

Duygular, ruhun hareketlerinin adıymış

40’ıma koşuyorum çılgınca..

Geçsin bitsin her ne olacaksa…


 

Gelecek… Umut…Adalet… Düzen.. Yenilik…

Olan biten bunca saçmalığı görünce…Beklemesi zor olan…

En çok meraklandığım, gelmesini beklediğim…

Acılarımdan rehber, kederimden ışık

Öfkemden enerji, merakımdan bilgelik

Evladımdan sevgi, eşimden sıcaklık…

İçimde ki çocuktan çılgınlık ve dilbazlık..

Kattım, karıştırdım, yoğurdum…

Hazırlanıyorum geleceğe…

Tecrübelerimi anlatmaya

Bildiklerimi bildirmeye

Aslında hiç başlamadığım şeye

Yaşamaya ve yaşatmaya geliyorum

 Haccecan

24.12.2021

22 Aralık 2021 Çarşamba

Piştttt Pişttt

 

Hüzünden beslendiğimi mi sanıyorsun sen?… Hey sen…!!

Pişttt sana diyorum, bir bak bana… Saklandığımı sandığın yerde değilim..

Tam karşısındayım, gözünün önünde, gözlerine dik dik bakıyorum…

Bana baksana… Görüntüye aldanmayasın, hayatının hatası olur…

Durgun, sakin, hüzünlü, zavallı görüntünün altında neler sakladığımı bir bilsen…

Deli mi, veli mi olduğumu anlayamazsın, anlamlandıramaman için saklarım kendimi…

Çılgınlıkla yarışırım, durgunluğu boğar, asiliğe jet hızıyla geçerim…

 

Hey sen…!!! Kim kimi kandırıyor dersin… Kim kimi oyalıyor, kim kimi test ediyor ?

Zekayı baş tacı etmiştin, mantığı ve bilgiyi… Hepsini kullanıp yönetiyorum sanıyordun…

Zeka imparatorluğunun kralıyken, iyi niyeti, temiz kalpliliği, masumluğu ve saflığı küçümsüyordun.

Dünyayı zeka ve kibir bu hale getirdi dostum… Zeki ve cin fikirli insanların eseri bu saçma düzen…

İyi niyetliler, derinlerde yüzünler, safçalar ve ahmaklar akıllandı artık…

Bu saçma, kirli, adaletsiz düzen yıkılacak, dünyayı ele geçirmeye geliyoruz…

Kötü Zekiye derinliği, hissetmeyi, hüznü, iyi niyeti, adil olmayı öğretmeye geliyoruz….

Pis görünen yüzden pirüpak kalbi, kan görünen yerden gül çıkartacağız…

Adaleti parayla ve zamanla değil, adaletsizliğin olduğu anda mağdurun hakkıyla sağlayacağız….

Verdiklerinle yetinmeye değil, hak ettiğimizi elinden almaya geliyoruz..

İnanması zor biliyorum… Çok zor hem de… 

Zaman kötüler için tükendi, iyiler için ise yeni başlıyor...

İnanman için değil gerçekleri görmen için geliyoruz...

Haccecan

22.12.2021

16 Aralık 2021 Perşembe

Sızı

                                                                             Kaynak


Seni anıyorum, seni yaşıyorum, seni.. seni

ve yine seni ve yine yeniden seni…

Senden her kaçışlarımda yine sana varıyorum

Labirentin tam çıkışına vardım derken sana vardığımı anlıyorum

Anlıyorum anlıyorum da ne çare ki çıkamıyorum, kavuşamıyorum

Sonra anlıyorum ki aslında ne çıkmak ne kaçmak…  

Ne de kavuşmak istiyorum sana…

Sızı ol içimde, hiç kabuk bağlamayan yaram ol..

Dur öylece, kalbimden hiçbir yere gitme..

Öylece ince ince sızla hep içimde… 

Yaşadığımı hissedeyim, sızladığımı, titrediğimi…

Kanama, kabuk bağlama, iyileşme… Sızla sadece…

Bir tek o sızı var, bir tek o bağlar beni sana…

Aramızda ki bu bağ hiç kapanmasın.. Bir o var aramızda…

O sızı büyütür kalbimi, o hareket ettirir hantal yüreğimi…

Her şeyi, herkesi, her durumu ve koşulu sevdiğim gibi

O sızıyı da seviyorum… Onsuz yapamam ben, yaşadığımı anlayamam

  

Tüm varlığımla hissediyorum, benliğini, ruhunu, özünü…

Anlıyorum seni de herkes ve her şey gibi…

Acılarını, hüzünlerini, susuşlarını, kaçışlarını ve sessiz yakarışlarını

Nedensiz saçma sapan aşırılıklarını, dibe çöküşlerini, isyanlarını, öfkeni,

Sessiz çığlıklarını duyuyorum, duyuyorum lakin uzanamıyorum..

Kanırta kanırta ağlıyorum, boğuluyorum diye fısıltılar geliyor kulağıma

Fısıltılar çığlığa dönüşür kulağımda, sonra iner kalbime …

Sakin ol diyorum, sakin ol… Sakin… Dur!! nefes al biraz…

Ben seni hep anladım, anlatmasan da anladım...Bildim seni..

Utanma, pişman olma hiçbir şey den… Ben pişman değilim, sende olma…

Devam et yürümeye, yaşamaya, devam et düşünmeye … Durma sakın…

Fısıltılarımı duymazsın şimdi, anlamazsın biliyorum…

Bekliyorum anlayacağın günü, azimle ve  sabırla…

Anladığında anlatacağım her şeyin nedenini, sebebini ve sonucunu…

Şaşıracaksın anlattıklarıma, inkar edeceksin, kızacaksın…

Kaçacaksın yine, iteleyeceksin, git öteye diyeceksin…

Haklılığımı zaman gösterecek diyeceğim…

Sonra içimde seni yine sızlatmaya devam edeceğim….   


 Haccecan 

16.12.2021

Nilüfer.. Her sevda yeni bir veda

 (Yazarken bu şarkıyı dinleyerek yazdım. İlham için teşekkürler Nilüfer)

14 Aralık 2021 Salı

Haftasonu (Ben)

Hafta sonu bir arkadaşın daveti ile bütün iş yerinde ki kadın personel onun evinde toplandık. Benim için harika bir gündü. Bol bol fotoğraf çekip, fotoğraf çekindiğim bol kahkahalı bir gündü. Çocukları eşime bıraktım. İlk önce çocukları bırakacağım için mızmızlandı ama gideceğim dediğimde başka şansının olmadığını bildiğinden itiraz edemedi. Benim kararlılığım ile onun anlayışlı hali çok şükür ortak noktada buluşuyor J Yoksa halim duman. Bu hafta da o gider bir yere telefi ederiz artık.

Deniz kenarında 3 katlı bir villaya ilk defa misafir olmuş bir garip memurun hikayesidir bu. Evi anlatmakla uğraşmayacağım. Ev hakikaten her şeyiyle güzeldi. Ancak ev sahibi arkadaşım ve onun kardeşinin ahlakı benim için daha önemli. Evlerine gelmiş misafirleri ağırlamak için çok uğraştılar. Hakları ödenmez. Ellerine sağlık.

 Kişisel bloğum olduğu için ben kendimden bir şeyler yazmak istiyorum. Bu lüks ve zengin eve sahip olmak istedim mi? Ben niye sahip değilim diye üzüldüm mü? İmrendim mi onlara? Kesinlikle Hayır. O evi gördüğümde ilk aklıma gelen "bu evi nasıl temizliyor" oldu. Gerçi o kadar lüks evi olan temizlik için yardımcı birini evine alıyordur. Ama olsun ben yine de istemem. Büyük yerler bana göre değil. Çocuklar alt katta oyun oynarken, orta katta mutfakta ben uğraşırken üst katta eşimin televizyon seyrettiği bir aile ortamı benlik değil. Şu an 3 katlı bir aile apartmanında kalıyoruz. Alt katta kayınvalidem, orta katta eltim, kaynım, 5 çocuğu ile yaşıyor, üst katta ben, eşim ve iki çocuğumuz kalıyoruz. Arkadaşımın 5 kişi yaşadığı 3 katlı evde biz üç aile sığıyoruz. Bazen kalabalık canıma tak etse de pandemi döneminde bu yaşadığım eve daha çok bağlandım. Herkesin evine kapandığı dönem biz bahçeye çıkabildik. İşteyken veya bir yere gittiğimde çocuklardan yana aklım hiç evde kalmıyor. Sahip çıkacak bir sürü insanın olduğunu bilmek rahatlık ve güven veriyor. Çocuğunun mutlu olduğu yerde sende mutlu oluyorsun.

Evlenirken hiç yeni eşya almadık eşimle. Kaf dağının tepesinde var olan eşya yeter diye düşündük. Yeni taşındığım evde vestiyer dolabı ve banyo dolabı yoktu. Onları borçla yaptırdık sadece. Vestiyer dolabını da gardırop olarak kullandık ilk zamanlar. Düğün borcu altına hiç girmedik. Borcunu ödeyemediğin eşyaların sahibi değil, sıkıntısının sahibi olursun. Evlendikten sonra her şeyi yavaş yavaş aldık. O zamanlar eşimin asgari ücret maaşı 300 TL civarıydı. Maddi açıdan güveneceğimiz hiç kimsemiz yoktu. Düğünde toplanan paranın yarısıyla o zamanlar 7200 TL civarında olan 93 model Brodwey marka araç aldık. Diğer yarısıyla düğün borçlarını ve aldığımız bazı eşyaların paralarını verdik. Arabayı aldıktan sonra Kaf dağının tepesine çıkabilmek için her gün eşimi bir saat kadar arabanın içinde beklerdim. Zor ama güzel günlerdi vesselam. Anlatacak o kadar çok şey var ki. Yazıları çok uzatmak istemiyorum. Aklıma geldikçe yazarım…

13 Aralık 2021 Pazartesi

Ben Tamamlanmadan Biz Olmaz

 

İnsan . Dünyada ki adımız bu.

İn - san.  Adımızı hecelere ayırdığımızda ise

1.      İn… yaban hayvanlarının barındıkları kovuk. 2 mağara. in içeren sözcükler in gibi — (yer için) dar ve karanlık.

San..  "1. sayı, 2. itibar, saygınlık" [ Divan-i Lugat-it Türk (1070) ] eserinde yer almıştır.

İnsanın eklerine ayırıp ayrı ayrı anlamları bir bütün hale getirdiğimizde in-san için ‘itibar ve saygınlık kazanmak için mağarada yaşamaya gelmiş canlılar’ diyebiliriz. İtibar ve Saygınlığı kazanmak içinde sayılara yani puanlara yani hayat içinde ki deneyimlere ihtiyaç var diye de konuyu bağlarım. Çok güzel bir insan tanımı yaptım. Maşallah bana.

Hepimiz et ve kemikten yapılmış bu mağaralara hapsolmuş canlılarız. Mağaralarınızın içine bin bir zahmetle girmişiz gibi hissediyorsunuz bir çoğunuz biliyorum. Bende öyle hissediyorum çünkü. Bu beden bizi sınırlayan kılıflarımız. Hayat denen bu deneyimi yaşamak için dünyaya gelmeyi her ruh tercih edemez. Zıtlıkların yaşandığı bu dünyada acıyı deneyimlemeyi tercih eden, hayatta ki rolü iyi veya kötü olan her insan çok değerli. Tanrısallığa doğru giden özleriz. Zalim ve cahillikten, itibar ve saygınlık kazanmaya, merhamet ve bilgeliğe doğru evriliyoruz…

Kendini tamamlamayan, “beni” anlamayan insan bizlik bilincine ulaşamaz… “Ben” ise kendi kendini tamamlayamaz. “Ben” için aynalara ihtiyaç var. Yani başka insanlara. Yani başka insanlarla olan yaşanılan ilişkilere, deneyimlere. Hayatta her şey iç içe… Zıtlıklar birbirini itiyor gibi görünse de aslında birbirini tamamlıyor…

Genel olarak yaşanılan ilişkilere bakıldığında “doğru ve yanlış” diye bir kural yok bence. Kıskançlık duygusu üzerinden konuyu anlatmaya çalışayım. Genel olarak kıskançlığa olumsuz bir bakış açısı olmakla birlikte özel ilişkilerde bu duyguya iyi mi kötü mü olduğuna ilişki yaşayan iki kişinin algı düzeyi belirler. Kıskanılmak kimi birliktelik için şart olan sahiplenilmek, bir kişiye aitmiş duygusu hissettirirken, kimisi için güven duyulmadığının bir kanıtı anlamına geldiğinden kişiler arasında soruna neden olabilir. Kıskanılmak kimi ilişki için sınırları belirlenme koşuluyla yerine ve durumuna göre ilişkiyi ateşleyebilir, diri tutar iken kimi ilişki için kıskanılmak özgürlüğüne ket vurulduğu anlamlarına gelebilir. Genel olarak kıskançlığın ne anlama geldiğine kimse karar veremez. Kişi genel görüşü söylerken aslında kendi düşüncesini genel üzerinden ifade ediyordur. İlişkide kıskançlıkla ilgili dozajı etkili ve güzel bir iletişimle iki kişi belirler. 

Özelde ise kıskançlık konusu. Şahsen ben kıskanç bir insanım. Allahtan eşimin kıskandıracak bir yapısı yok. Nerede nasıl davranacağını bilen, kadın-erkek arasında mesafeye dikkat eden bir insanda bu konuda onunla ilgili sıkıntı yaşamıyorum. Evliliğimizin ilk yıllarında birkaç defa uyarmam gereken konular olduğunda demek istediğimi anladığı için bu konuda sorun yaşamadık. Bazen rüyamda beni aldattığını gördüğümde, uykumdan göğsümde koca bir yumruyla uyanıyorum. O günü ona zindan ediyorum. O alacağı dersi alıyordur zaten. Rüyasında bile aldattığım bu kadını gerçekten aldatsam bana ne yapmaz diye önden biraz ısınma turları yapıyorum ona. Sınırlarını bilen, nerede nasıl davranacağımı bir kadın olduğum için onu kıskanılacak ruh haline sokmuyorum. Ama tepemi attırırsa kaybeden ben değil o olur kıskandırma konusunda. Eşler arasında böyle yarışların olmasını da doğru bulmuyorum. Ancak yarış denildi mi ortaya çıkan mücadeleci yanımı gizlendiği yerde kalması onun açısından iyi olur J    

Devam edecek...

9 Aralık 2021 Perşembe

Eşcinselliğe Lev-hi Mahfuz Açısıyla Bakış

 

İlişki denilince akla genelde kadın – erkek arasında ki ilişki geldiğini biliyorum. Ancak konuya en genel halinden başlayıp en özel haline kadar inmeye çalışacağım. İlişkiler sadece kadın-erkek arasında değil, kadın-kadın, erkek-erkek olarak yaşanmaya devam ediyor. 

 Yıllar önce şurada yaptığım Eşcinsellik le ilgili paylaşımda eşcinsel arkadaşlardan haklı ancak aşırı tepki almıştım. Hayatı yeni yeni anlamaya başladığım zamanlarda okuduğum her şeyi doğru olduğunu sandığım bir paylaşımdı o. Şu an böyle düşünmüyorum. Ancak o zaman öyle düşünmesem şu anda da böyle düşünüyor olmayacaktım. Eşcinsellik konusunda ki o paylaşımda ki her konunun yanlış olduğunu da düşünmüyorum. Peki Hakikat ne? Bireylerin şahsı düşüncesi önemli ancak toplum huzurunu sağlayacak, herkesin buluşabileceği ortak nokta ne? Aşağıda Kur'an kaynaklı çözüm yazıyor. Buyurun okuyalım..

Eşcinsellik Ruhun tekâmülünde cinsel geçiş dönemleri vardır. Erkek-kadın-erkek-kadın olarak doğmazsın. Üst üste aynı cinsiyette bedenleşmek, fiziksel bedenine alışmanı daha kolaylaştırır çünkü.  Örneğin eşcinsel erkekler, kadın,kadın,kadın enkarnasyonlarından erkeklik dönemine geçişte ortaya çıkarlar. Eşcinsellik, kişinin bu dönüşüme uyum sağlamakta zorlanmasıdır. Eşcinsellik genetiktir diyenlerin haklı oldukları ama doğru ifade edemedikleri nokta budur. Eşcinsellik genetik değil, karmiktir. Kişi, geçmiş yaşamlarını hatırlamıyor olsa bile, eski yaşantılarının izlerini üzerinde taşımaktadır. Giydiği erkek “bedeni”ni aynada bir türlü kendine yakıştıramıyordur. O hâlâ ilgi ve sevgiyle şımartıldığı kadın günlerini özlemektedir. Bu dönüşüm, zamanla onda karmik bir düğüm halini alır ancak kişinin bu durumu aşması gerekir. Onun sınavı bununladır. Bu yaşamında öğreneceği en büyük ders, kendini müspet değişime açmaktır. Onlar, dönüşmekte değil, sandıklarının tam aksine dönüşmeye direnmektedir. Yine onlar sanıldığı gibi marjinal değil, tam tersine görüp görebileceğin en muhafazakar kişilerdir. Eşcinsellik, sapıklık değildir. Yanlış yollardan sadece biridir. Fanatik dindarlığın, eşcinselliği sapık olarak konumlandırması onları karşı cinse yakınlaştırmaz. Dinden uzaklaştırır. Gerçek din, hangi sorunu yaşıyor olursa olsun hiçbir kişiyi dışarıda bırakmaz.  Çünkü sorun sadece onun değil, Rabbında  sorunudur. Ve bu durum Rab ile birlikte aşılacaktır. Kur’an’da eşcinselliğe gönderme yapılan bölüm, Lut toplumunun helak edilmesinin asıl nedeni Tanrıya inanmaması ve elçinin değişimle ilgili getirdiği vizyona kendini kapamasıdır. Topluma yayılmış eşcinsel yaşam biçimi burada sadece detaydır. Normal ve sağlıklı ilişki, kadın ile erkek arasında yaşanandır. Bu fizyolojik bir gerçekliktir. Tanrı eşcinselliği teşvik etmez. Sadece diğerlerinin onları anlamalarını sağlamaya çalışır. Bu durumu, ruhtan gelen çok şiddetli bir direnç dalgasının yarattığını ve baskıların bu sorunun üstesinden gelmeyi daha da zorlaştırdığının bilinmesini ister. Kimsenin ama hiç kimsenin din adına, ruhsal sıkıntı içinde ki bu insanları sapıklıkla suçlamaya hakkı yoktur. Kendi cinsine ilgi duymaktan kendini alamayan bir kişi, bu nedenden  ötürü İslamdan dışlanamaz. İslam, ideal aşkı kadın-erkek ilişkisi olarak tanımlasa da o kişi eşcinsel bir Müslüman’dır. Dinler, kişileri yüklerinden arındırmak, dertlerini çözmek için vardır. İslam, evliyaların dini değildir küçüğüm. Ruhtan gelen bu şiddetli dalga, dışarıdan gelen tahakkümleri asla dinlemeyecektir.  Tam tersine bu aşırı tepki, ona öfkeye dayalı bir motivasyon sağlayacaktır. Yanlışa yanlışlıkla karşılık vermek, yanlışa meşruiyet kazandırır. Ahlâkçı toplumlarda eşcinsellik bu yüzden azalmaz. Sadece “görünen” azalır, gizli olanda patlamalar yaşanır. Bu düğümü çözene dek, dünyaya erkek olarak gelmeye devam edecek… Gay arkadaşına kötü haberi verebilirsin. buRAK özDEMİR Levhi Mahfuz Syf 262-263

DONA: İşte Müslüman kişilerin dikkat etmesi gereken nokta, tam da burası. Cinsel kimliğini davranışlara dökmemiş bir eşcinsel ile aynı ordamda bulunduğunuzda, normal, medeni ve insani bir diyaloğa gidemeyecek kadar mide bulantıları içindeyseniz, erkek ya da kadın, sizde “ gözlerinden kısma” sorunu vardır. Bu bir güvenlik açığıdır. Ortamdaki sizin gibi sağlıklı diğer kişinin aklına gelmeyenler, sizin aklınıza geliyorsa bunun nedeni, cinsel enerji girdabına kolay sürüklenebilir olmanızdır. Bu durum, “helaliniz olmayan” karşı-cinsten kişilerle yaşanmaya açık bir durumdur. Bu gaib bilgisini neden homofobizim üzerinden anlattığıma gelince. Kişi, karşı-cinsin enerji girdabıyla temas ettiğinde, hoşlandığı bir şeyi yaşıyor olduğu için bunu dışarı vurmaz. Cinsel enerji girdabının başkalarına sürtündüğünü dışarıdan fark etmen için, onun bu çakışmayı istemediği birileriyle yaşaması gerekir. Homoseksüel kimselere gösterilen sert tepki, kişinin kendi cinsel hinterlandından mesajlar içerir. Gözlerinden kısma iradesine sahip, iffetli Müslüman insanların dünyasında homofobizme işte bu yüzden yer yoktur. Enerjisel anlamda, kendilerini harici cinsel tüm yayınlara kapattıkları için onların “şalterleri atmaz”.

DONA: O insanı düşündüğünde, o insanla aynı ortamda olduğunda neden onun “resim çizerken ki” hali değil cinsel ilişki içindeki hali aklına geliyor? Kişiler bunun değerlendirmesini iyi yapmalılar. Göz kısma, toplam bir ruh halidir. Karşı- cinse dönük bir tedbir olsa da, bu kalkanların iyi çalışmadığının çok önemli bir göstergesi homofobizmdir.

BEN:Yalnız kafamı kurcalayan bir şey burada.. Bir toplumu yıkıma uğratıyorsun, -yargılamıyorum onların iyiliği için, kabul-, fakat yıkıma uğrayan bu toplumun eşcinsel kimliğine bir vurgu yapıyorsun. Güzel güzel anlattın fakat bu yıkım olayı ve senin bu olayı Kur’an’daki anlatış biçimin, eşcinselliğe karşı pek de demokrat bir duruş içinde olduğunu hissettirmiyor nedense bana.

DONA : Lut toplumunu detaylı inceleyelim o halde küçük. Mikroskopunun menzili ne kadar uzunsa, Tanrı’dan o kadar çok detay alırsın. Bunu biliyorsun.

Lut Kavmi de uyarıları yalanladı. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini, onları seher vakti kurtardık;

Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz.

Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler.

Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. “İşte azabımı ve uyarmamı tadın.”

Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp-bastırıverdi.

Şimdi azabımı ve uyarmamı tadın.

Andolsun Biz Kur’an’ı zikr için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp- düşünen var mı?

Güzel Kur-an’ın Kamer Suresi 33-40. Ayetleri

“Murad almak için baskı yaptılar! İfadesine tıklayalım ve aşağıda ki detaylı açıklamalar karşımıza çıksın. Bakalım bu insanlar, kimlerden, ne şekilde ve ne pahasına “murad almak” istiyorlar:

Elçilerimiz Lut’a geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve :Bu, zorlu bir gün” dedi.

Kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler. “Ey kavmim” dedi. “İşte benim kızlarım, bunlar sizler için daha temizdir. Artık Allah’tan korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. İçinizde hiç  aklı başında olan bir adam yok mu?

Dediler ki: “Andolsun, senin kızlarında bizim ilgimiz ve arzumuz olmadığını sen de bilmişsindir. Bizim ne istediğimizi gerçekte sen biliyorsun”

Güzel Kur-an’ın Hud Suresi 77-79. Ayetleri 

BEN .  Şu ifade beni çok etkiledi Dona. “Artık Allah’tan korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan bir adam yok mu? Burada homoseksüellik ötesine bir durum var. Allah’ın elçileri geliyor. Erkek suretinde. Misafir olarak. Ki doğu kültüründe kişinin misafiri kişinin namusu demektir. Ve bu adamlar zorla erkek suretinde ki elçilerle cinsel ilişkiye girmeye çalışıyorlar.

DONA: İfadeye batığın zaman, konuşmalarının “tonlamasını” daha iyi anlayabilirsin:

Bizim ne istediğimizi gerçekte sen biliyorsun.

  Eşcinselliğin kendi söyleminin merkezinde “cinsel seçim” vurgusu vardır. Lut’un toplumu, çocuklarının bu haklarını ellerinden alma noktasına kadar bu işi vardırmışlardır.

… Bu toplumda doğan her çocuk, herkesin herkesle olduğu sapık cinsel düzenin bir parçası oluyordu. Lut öğretisi küçüğüm, eşcinselliğe bir eleştiri değildir. Lut’un etrafındakiler, yeryüzünde bugün de varolan kızıyla, herkesin eşinin herkesin eşiyle, erkeğin erkekle, kadının kadınla, çocuğun yetişkinle ilişki kurtuğu bir yerleşik sapkın düzendir. Ahlakçı dinciliğe sormalıyız.  Bir ilişkinin eş-cinsle kurulmamış olması o ilişkiyi “sağlıklı” yapar mı? Yaşlı bir erkek adamın küçük bir kızla kurduğu ilişki sapkın değil de nedir? Lut kavminin günahını eşcinsellik olarak yorumlayan anlayış farkında olmadan , bir erkek babanın kendi kız evladına beslediği sapkın hisleri de “helal”ler. Lut kavmi, bir çok sapkın ilişkinin, üstelik de karşı tarafın rızası alınmaksızın gerçekleştiği toplam bir sapıklığın adıdır.  Sapıklığı kısmileştirirsen, diğerlerini helallemiş olursun. Bugüne dek tam olarak anlaşılamamış olan Lut kıssası, Müslüman bilincini eşcinselliğe karşı olumsuz yönde kışkırtmıştır.  Bir başka deyişle, homofobi İslam’a ahlak adı altında sızmıştır. Mutasıp kesimlerce son derece yaygın bir şekilde dile getirilen Yunus Emre’nin “yaradılanı severiz yaradandan ötürü” olarak özetlenebilecek sözünün, eşcinsel insanlardan bahsedilirken hiç telaffuz edilmemesinin iki açıklaması olabilir. Müslüman kişi ya yaradanını söylediği kadar çok sevmiyor ya da eşcinseller başka bir tanrının eseri…

İslam, barış demektir ve bu barış sadece siyasi barışı tarif etmez. İslam, Müslüman’ın Hıristiyanla barışı olduğu kadar, Müslüma’nın eşcinsel Müslümanla da barışa varışıdır. Müslüman kişi, hayvanıyla, böceğiyle, bitkisiyle, “öteki” mezhepleri, diğer ırklarıyla, çevre milletleriyle ve aynı zamanda içbünyesinde ki sıradışı biriyleriyle barış içinde yaşayan kişidir. Kılınmış hiçbir milyon rekat namaz, bu erdemlerin yokluğunu doldurmaz.

Eşcinseller toplum içinde, normal kadın-erkek ilişkileri kadar olağan bir hale asla gelmeyecek. Eşcinsellerin de bu eşcinsel ütopyadan vazgeçmeleri gerekmekte. Erkek-erkek ya da kadın-kadn görüntüsü, hiçbir zaman erkek-kadın görüntüsü kadar sıradan bir görüntü olamayacak. Bu yaşam biçimi, her ne kadar toplumdan eski reaksiyonları görmesede, uçlarda bir yaşam olmaya devam edecektir. Bu ilişki biçimi, kimlik olarak açık olabiliyorken, fiiliyat olarak gizli olmaya mecbur. İnsan programı, eşcinsel samimiyet görüntülerini görmeye dayanamayacak bir zihin programıdır. İnsanların bu görüntüleri olağan karşılaması için zihinde ki, cinsel normalite tanımlarının bulunduğu programı silmemiz gerekir ki bu, toplumun sonu olur. Cinsel kimliğinin soru işaretleriyle dolu toplam bir dünya nüfusu, felaketten öte felakettir. Bu noktada çözüm, eşcinsellerin sokakta kendilerini daha rahat hissettikleri yörelerin oluşmasıdır. Avrupa’daki bu alanların , Müslüman coğrafyalarda açılmasıdır. buRAK özDEMİR- Lev-hi Mahfuz – 756-760