Görev Beni Çağırıyor... Seni de...

14 Şubat 2022 Pazartesi

O'da Sen

 

Oy kurban olduğum

Gönlüme akan şelalem

Pirim, misk kokulum

Kelimelere dökemediğim

İçimde ki şu yerini bilsen

O yeri kaybetmemek için

Dünyanın taşını toprağını, malını mülkünü bırakır

Fetih etmek için dört nala at koştururdun

Kafirin sevgisiz, azgın ordularıyla

Her türlü savaşı verirdin, tek başına

Bilmiyorsun ki ve de bilemeyeceksin

Bildirmeyeceğim sana…

Bilmekten gelip “ol”mana çok var daha…  

 

Cennette yaşıyorum ben, bir hayal dünyasında

Sil baştan yarattığım bu evrende

Her şey o kadar gerçek ki

Bedelini peşin ödediğim

 “ol” dediğim her şey “ol”u veriyor bir anda…

Acıyı bal eyledim, hüznü ise neşe

Bal dolu kâselerden neşe ile

Yudum yudum içiyorum seni

Bu diyarda bir tek hayal var

Gerçek olmayan

O'da sen…


Haccecan

14.02.2022

Gerçek aşklara ithaf olunur

Dinlenildi

Keşif

 

Binlerce, milyonlarca, milyarlarca

Bilginin içinde kayboldum

Binlerce, milyonlarca, milyarlarca

Evrenin içinde kaybolduğum gibi

Doğruyu söylediğini iddia eden çok da

Kim doğruyu söylüyor hiç bilemedim…

En sonunda döndüm kendime

Kendimde buldum doğru ve dahi her şeyi

Hep bulunmayı beklermiş içimde

Aslında herkes kendi için en doğruyu söylermiş.

Konuşmaya başladığımda keşfettim kendimi…

 

Güçlü,  bilgiyi gücüne güç katmak  

Zayıfın üzerinde otoritesini artırmak için kullandı

Güçlü, egosuyla mücadele ederken

Zayıf, üzerinde ki otoriteyle mücadele etti

Karşılıklı mücadele ediyorlar sanıyorken

Aslında herkes kendiyle mücadele ediyordu

Bu mücadelenin içinde güçleniyordu.

Zalim ile masum, fakir ile zengin, katil ile maktul

Aklına gelen ne kadar zıt kavram varsa

Birbirini iter sanırken aslında birbirini tamamlıyordu…

Olmamız gereken kıvama geldiğimizde

Keşfedeceğiz ve seveceğiz birbirimizi…



Haccecan
14.02.2022
Yazarken dinlenildi

11 Şubat 2022 Cuma

Ben var ya Ben

Kadir kıymet bilenim ben

Deli gibi sevip, tapınanım ben

Sonra da hiç yokmuş gibi

Sırtımı dönüp gidenim ben

Ben var ya ben ah o işte ben

 

Ulu orta dövenim ben

Dolu dizgin sövenim ben

Sonra da bir şey olmamış gibi

Deli dolu sarılanım ben

Ben var ya ben ah o işte ben

 

Gözlerden sakınanım ben

Deli gibi kıskananım ben

Sonrada hiç umrumda değilmiş gibi

Tuhaf tuhaf davrananım ben

Ben var ya ben ah o işte ben

 

Herkesten çok bilenim ben

Bilgimle ezip geçenim ben

Sonrada hiç bilmiyormuş gibi

Cahil cahil konuşanım ben

Ben var ya ben ah o işte ben

 

En güzel gülenim ben

Gülerken birden ağlayanım ben

Sonra da ruhsuzmuş gibi

Duyguları yok sayanım ben

Ben var ya ben ah o işte ben


11.02.2022

 Haccecan

Tercihim

 

Sanat müzikli şiir okuyorsunuz

Dinlemiyorsunuz okuyorsunuz

Dikkatinizi çekerim!!

 Kirin ve yoz'un önde olduğu şu zamanda

Şikayet edilen her ne varsa

Kaçıp sığındığımız hani

O kadar gereksiz ses var ki

Duyabilmek için

Sağır olup okumaktan başka

Şansımız yok müziği...

 

Bana en çok keman okumak yakışır

Notalarımı tutturabilirsem

Seni hüznün çölünde kavurmaya ant içtiğim

Notalarımı tutturamaz ise

O dişleri birbirine kırdıran

Sınıf tahtasında kayan tebeşir cızırtısı gibi

Köşe bucak kendinden kaçıran 

 

Sana ise en çok vurmalı darbuka yakışır

Hayatın ritmini tutturan, ayakları yere vurduran

Vurdukça insanın yüreğinde tınılar çıkaran

Vurmadığında yerinde kala kaldıran

 

Müziğin benim için önemini

Anlatamadım… Anlatamayacağım da sanki

Onu tanımlayacak kelime yok henüz

O duyguları  kimse yaşayamadı

O kadar yükseğe hiç çıkılamadı

Onun olmadığı boşlukta var olunamadı

 

Hayatımdan müziği çıkardığında

Geriye ne kalıyor biliyor musun?

Sensizlik…

O kadar ki büyük bir boşluk

Sensizlik mi yoksa,

Müziksiz bir hayat mı diye sorsan?

Müziksiz olamam derdim.

Ki zaten sensizim 

Elimde bir müzik var 

Beni sana bağlayan…


11.02.2022

Haccecan

Yazarken dinlenildi

Hep bu şarkılar yüzünden


10 Şubat 2022 Perşembe

İnşaat

 

İnşaatla ilgili hiçbir iş ilerlemiyor. Durdu. Evin planını kendime göre değiştirdiğimden bir proje olması gerek. Ortada proje yok.. 

Olayı baştan anlatayım. İç mimarlık okuyan üniversite son sınıf öğrencisi bir tanıdığın 3 haftadır aklımda ki projeyi çizmesini bekliyorum. Sözleştiğimiz hafta gidemedik o hafta domuz gribinden yatak döşek yattı. 29 Ocakta sözleştik çok önemli bir işim çıktı yine gidemedik. 30 Ocakta gidebildik daireye. Lazerli hassas ölçüm yaptı. 3 saate yakın kaldığımız inşaatta kapı pencere olmadığından hava akımın ortasında yaprak gibi titredim. Yaşlandığımı fark ettim o gün. Karlar kraliçesiydim bir zamanlar oysa!. Bu kız (Gül olsun adı) hiç üşümedim dedi.  Bir yandan da yeni hastalıktan ayaklanan Gül'ün tekrar hastalanmasına sebep olacağım diye içten içe huzursuzlandım. Bu 3 saatlik sürede geleceğin gümbür gümbür geldiğini gözlemledim. İki üniversiteyi aynı anda okuyor. Yazın Amerika'ya gitmek için planları var. Yeni nesil bizim nesle hiç benzemiyor.  Çocukluğunda iş yerime bazen ziyarete gelirdi Gül. “Yaz saati Uygulaması Cüneyt Ergün’ü dinletmiştin bana. O günden sonra o şarkıya takmıştım. Hatta filmini bile izledim. O şarkıyı ne zaman dinlesem aklıma sen geliyorsun Haccecan abla” dedi bana. Kimin hayatına nasıl etki ettiğimizi, aklına ne zaman düşeceğimiz yine bizim elimizdeymiş diye düşündüm.  02 Şubatta hazır olacak çizimler diye sözleşmiştik. Okulu tarafından aniden düzenlenen  program yüzünden yoğun bir çizim dönemine girmiş. Başımı kaşıyacak vaktim bile yok dedi. Hala onu projeyi çizmesi için bekliyorum.

31 Ocakta öğle arası yürüyüş yapıyorken müteahhit telefonla aradı. İş yerinde arkadaşım izinli olduğundan mecbur öğle arası su tesisatı ustasıyla birlikte gittik inşaata. Yemek yemeden aç aç, bitap ve sefil gittim. Bunu bana acıyın diye yazdım. Benim dairede elektrik tesisatı için 3-4 kişi daha çalışıyordu. Ben kafamda ki istediklerimi anlatmaya başladım. Bundan sonrası çok komik.

Kafamda ki projeye anlatana ve anlayana kadar baya uğraştım. İletişim çok çok önemli bir şey. Hayatta  hava ve sudan sonra benim için önemli olan konu. İletişim. Anlayamazsam ve anlatamazsam ortadan ikiye çatlarım. O kadar ki önemli.

Kafamda ki projeyi yazıya dökebilir miyim bir deneyeyim. İnternette evle ilgili bir senedir araştırma yapıyorum. Japonlar küçük bir coğrafyada yaşadığından evleri küçük...Benim hayalimde ki küçük ev ile Japon evleri birebir aynı. Tuvalet ve banyoyu ortak kullanıyorlar. Onlardan gördüm bende. Zeminde ki alafranga tuvaletin üzerini özel bir kapak ile kapatıp, hem tuvalet hem banyo çift amaçlı kullanmayı planlıyorum bende. Su tesisatçısı küçücük alanda hem tuvalet hem de banyo için özel alan yaratmasını! beklediğimi sandığından ilk önce büyük bir tepki verdi. Çünkü dinlemiyordu. Kafası ön kabullerle doluydu. “O her şeyi incelemiş ölçmüş biçmiş olması mümkün değilmiş!” Sen ölçtün de ben ölçmedim mi acaba!!!  Kadın olduğum için planlamadan havadan konuştuğumu düşünüp dinleme zahmetine bile girmedi. Baktım beni anlayacak kafada değil, yanımda ki elektrikçinin gözlerine baktım. O beni anlıyordu gözlerinde o ışığı gördüm. Bu sefer ona anlatmaya başladım “tak!” hemen anladı. Bu sefer siz beni anladınız lütfen su tesisatçısı beyefendiye de anlatın dedim. Bu ara su tesisatçısı ve müteahhit kendilerince başka bir plan üzerine konuşmaya başladılar yanda ki banyoda. Hayırrr. Ben sizin planlarınızı istemiyorum ki, ben kendi planlarımı, hayallerimi istiyorum. Bu evde ben oturacaksam ben ne istiyorsam öyle olmalıydı. O ara elektrik tesisatçısı, su tesisatçısına anlatmaya başlayınca anlamaya başladı biraz biraz. Müteahhit de anladı bu arada. Bu sefer iki erkek bir olup anlatınca anladı su tesisatçısı. “Olur öyle ancak yine de bir proje olsun. Sonra gelip itiraz etmeyin” dedi Su tesisatçısı. Tamam dedim proje çizdiriyorum diye onu bekletmeye aldım.

Bu sefer geçtik yatak odasına. Yatak odası ile yan dairenin duvarı ortak. Yan daireden ses gelsin istemediğimden ortak olan duvara boydan boya dolap düşünüyorum. Bunun içinde oda kapısının solda değil sağ tarafta olması gerek. İstediğimin olması içinde tekrar duvar ustası bulması gerektiğinden yani para! müteahaatin (bu nasıl yazılıyor ya, siz anlayın işte)  yüz şekli değişti hemen. Burayı yapamayız dedi. Yapamam lafını oldum olası sevmem. Atatürk gibi bir adamın ülkesinde doğduysan yapamam lafını hiçbir Türk evladının lügatında olmamalı. 

Binayı bana satarken 30-50 cm beton olan binadan ses kolay kolay geçmez diye bana daireyi satan mütaahit yan kıvırmaya başladı. Bu beton ses geçirir ne yaparsan yap ses olur demeye başladı. Şok oldum. Ancak bu konuda konuşup konuyu uzatmak istemediğimden yorum yapmadım söyledikleri üstüne. Bu sefer su tesisatçısının gözlerinde beni anladığına dair ışığı gördüm. Bende hayalimi ona anlatmaya başladım. Anladıktan sonra mütahitite anlatmaya başladı. Anlamayana laf anlatmayı bırakalı çok oldu. Anlayanın gözleri fıldır fıldır oluyor. Fıldır fıldırlara laf anlatmaya enerjimi harcıyorum. Onlar gereğini yapıyor. Yeni iletişim yöntemim bu. Önceden ne kadar çok yoruyormuşum kendimi anlaşılmak için ya!! Bu arada ortalıkta matkap sesleri birbirimizi duymuyoruz bile. Herkes bağırarak konuşuyor. Keşke bir yönetmen olsamda bu sahneyi film yapabilseydim. Recep ivedik te komikmiymiş derdiniz. Zaten komik değil di ya o filmler!!

Sonra döndük elektrikçinin yapacaklarına. Oda bu iş çok zor deyip mütaahite döndü. Dertlerini anladım tabi. Para. Bir ara mütahitle balkona çıkıp evi bana satarken 5000 tl indirim yapmıştınız. (İndirim yapmasını ben istemedim kendi gönlünden kopmuştu) 5000 tl para vereyim bu evi istediğim gibi yapın deyince mütaahit herkese komutlar vermeye başladı. Arslanım mütahit. Sende görmek istediğim azim, kararlılık ve istek bu işte… Hayatta bedel yasası var. İsteklerin gerçekleşmesini istiyorsanız muhakkak bir bedel ödemeniz gerekiyor. Aslında bu bedeli (5000 tl) gönüllü olarak mütaahit bana vermişti geri iade ettim sadece. Kendimi öyle avutuyorum!.

Su tesisatçısı bir ara evin küçüklüğünü espri malzemesi yaptı. Evde hava almaya yer kalmazmış mış!!  "Japonya dakiler kabinde yaşıyorlar. Burası yeterince büyük" diye cevap verince "onlar evi otel olarak kullanıyorlar" dedi. Bizde evi öyle kullanıyoruz, çalıştığımız için sabah çıkıp akşam eve girdiğimiz cevabını verdim. Minimalist bir yaşam istediğimi, az eşya olacağını söyledim. Kararlılığımı ve her şeyi zaten planlamış olduğumu gördüğünde susmak zorunda kaldı. İşten çıkıp eve gitme vaktimiz 17:00-19:00 arasını buluyor. Yılın 6-7 ayı eve karanlıkta giriyoruz.  Burada zaten bir evimiz var. Hiç kullanmadığımız bir misafir odası var. Her hafta orayı süpürürken bir ton laf ediyor eşim. Kullanmadığımız bir cm boşluk bile olmayacak bu yeni evde :)  

Bu inşaat işinden acayip deneyimler elde ediyorum. Birincisi benden acayip bir mütaahit olurmuş. İkincisi benden acayip bir mimarda olurmuş. Üçüncüsü benden acayip bir evleri yıkıp tekrar yapan tv programları var ya ha onlardan.. Programcı da olurmuş. Ekibimi de buldum.. Kim diyeceğimi tahmin ettiniz demi?… Tanıdığım tek ustalar benim evi yapanlar. Başka seçeneğim yok maalesef J Bu adamları çok sevdim ben. Onlarla çok işler yapacağız. Yine hayallere daldım. Dur bakalım..

İnşaatla ilgili son gelişmeler yani yerinde saymalar bu durumda.. Proje olmadığından hiçbir şey yapamadık henüz.. Beklemekte aslında bir aşama.. En zor ama sonu en tatlı aşama.

8 Şubat 2022 Salı

Sancı


Olan bitenle ilgilenen milyonlar var zaten

Olanları yorumlayanlardan değilim

Olacakları hissedenlerdenim

Öngörenim, önden görenlerdenim

Olacaklar olmadı, doğmadı henüz

Gebe kadınken yükümü taşıdığım gibi

Karnımda bir dünya, omzumda ayrı bir dünya..

Zihnimde taşıyorum olacak onca şeyi…

Tüm evreni taşıyorum, yüküm ki o kadar ağır

Ki o yüzden çok iyi anlıyorum

Dünyanın çektiği sancıları

Vakti geldiğinde durduramayacak kimse

Doğacak olanları ve olacakları…

Bitmek bilmez doğum sancıları

Çıksın istersin içinden canının yarısı 

Bağırta bağırta geliyor ∞’luğun parçaları

Bir değil, yüz değil, bin değil, milyon değil…

Dünya doğurmayı bekler milyarca canı

Ondan yanmaktadır bu kadar canı

Haccecan 
08.02.2022

Issızlıktan Varlığa...



Anlamaya çalışıyorum bir bir

Olan biteni, olacakları.. her şeyi ve herkesi…

Anladıkça doyamıyorum, daha fazlasını…

Hep daha fazlasını istiyorum.

Paylaşmalıyım bildiklerimi, anlatmalıyım..

Dinleyeni bulursam konuşmalı,

Bileni bulursam sormalıyım. 

 

Sevmeye aşinayım da sevilmeyi hissedemiyorum

Her işin hakkını vererek yapan ben

Sevmenin de, aşkın da hakkını verdim.

Yaşadım en dibini sonra çıktım en yükseğine..

 Sevildiğini bilmek ile sevildiğini hissetmenin...

arasında ki ince çizginin  üzerindeyim

Sevmenin de sevilmenin de ayrımının olmadığı

Uçlardayım…

 

Basamakları çıktım tek tek,

Çıktıkça yükseldim, yükseldikçe yalnızlaştım…

Yalnızlaştıkça sarıldım kendime…

Sarıldıkça buldum kendimi..

Buldukça gördüm ki, yetmiyorum kendime

 Beni değil, ben bizi istiyorum.

Herkes çıkmalı, hepimiz olmalıyız burada

 

Dağ başlarında ki ayaz çekilecek gibi değil

Kar… kar ve kar..  hiç sevmem soğuğu doğrusu

Hepimiz bir olduğunda sarılıp ısınacağız

Isındıkça, ısıtacağız, ısıttıkça eriteceğiz buzulluğu

Şelaleler akacak, orman olacak, boşluk dolacak

Yaşanılır kılacağız ıssızlığı, var edeceğiz yokluğu

Yokluktan gelip ’luğa akacağız…


Haccecan

08.02.2022

Yazarken dinlenildi 

7 Şubat 2022 Pazartesi

Var olmak..


Evrenlerin sıçradığı bir “ol”uşta

Durmaya hakkı yok kimsenin

Kalbin durduğunda ölürsün

Ceylanın durduğunda öleceği gibi

Durmak en çok ağaçlara yakışır

Ki onlarda durarak var oluyor

Kökleri uzanır toprağa

Birleşir yerin altında, halaya dururlar

Rüzgârdır müzikleri


Bu şiir ağaçlarla ve durmakla değil

Seninle ilgili olacaktı oysa

Sahi ne yapıyorsun şu an?

Duruyor musun bıraktığım yerde?

Konuşuyor musun ağaçlarla yine?

Oturuyor musun gölgesinde?

Her konuyu, şiiri ve durumu

Ben sana bağlıyorum yine

Sana varıyorum aslında

Yani bıraktığın yerde bıraktığın gibi

Duruyorum bende aslında

Köklerimiz birleşecek bir gün..

Böyle var olacağız belki de..!

Haccecan

07.08.2022

İki gündür uğraştığım ikinci şiir... 

Şiire verdim kendimi.. 

Biri beni durdursun.. 

Lafın gelişi. 

Kimse tutmasın beni..

Yazarken dinlenilmeye devam

Deliliksin Sen!!!


Çocuklar yazmalı şiirleri

Çocuk şiir mi yazarmış?!

Çocuk şiiri yaşar… yaşar!

Çocuk gibi yaşamalı şiirleri

O zaman şarkılar çocuğa benzer

Kazanır eski masumiyetini, coşturur ruhlarımızı…

Saçları dalgalanır şarkının, tıpkı çocuğunun ki gibi

Musluk vanasından atını koşturur ’lukta

Sever “canım atım” diye çocuk, öper koklayarak…

Anne “saçlar koşar mı?” diye sorar çocuk

Koşar çocuk koşar.. rüzgârla dörtnala hem de…

Görür harflerin gözlerini kimseler görmezken.

Okuyor sanırken; kelimeler bizi gözlermiş meğer.

Kızar çocuk ve küfrederek der; “Deliliksin sen!” 

Erenler makamında olduğundan bilir kim olduğumu…

Öğretmen Ayıcık Bay Bobo’ya  “Bay Popo” der

Ve güler, gülerken de güldürür çocuk

Yürürken sorar “bu ne?” diye 

Cevabını beklemeden, anlar hemen zaten bildiğinden

Ötelerden her şeyi bilerek gelmiştir, gelirken çocuk

“Çok tatlısın” diye sever, severken boğazlar,

Boğazımı sevgiyle sıkar, sevgiye boğar beni çocuk…

Öğlen vakti “ iyi aşkamlar” der çocuk

Aşka bular her bir anı..

Boğazımdan süt sağıp ılık ılık içer çocuk

İki sene emdiği memeden, süt gelmeyeceğini bildiğinden.

Yeni yılı “sana da doğdun” diye kutlar çocuk

Yılın başında kutlar, tüm kutlu doğacakları…

Ve bazen 90 yaşında nene olup “evladım” der çocuk

Yaşı benden milyon yıl büyük bu ruhun, öperim ellerinden…

Mantığın duvarlarını yıkar ve mantıksızlığı normalleştirir çocuk

Ve aslında normallerimin anormal olduğunu öğretir çocuk…


Kaynak


 Haccecan

07.02.2022

Oğlumun söylediklerinden ilham alındı

Yazarken dinlenildi

4 Şubat 2022 Cuma

Sur'a

 


Çanlar çalıyor

Çanlar çalıyor adamlar ve kadınlar

Sur’a borusu üfürüyor, çanlar çalıyor

Kulaklar sağır olacak, dağlar yerinden oynayacak

Taş taş üstüne kalmayacak-

Duymayı bekleyip durdun sur'ayı binlerce yıl

Kıyametin kopmasını dileyip durduğun gibi.

Durmak var olana değil yok olana yakışır

Özünden döne döne geliyor sur'a

Duymazlıktan gelmeye çalıştıkça

Değişime direndikçe

Daha şiddetli gelecek…

Geçmiş gitti, gelecek geliyor

Geldi bile..

Dön içine, bak dinle

Gör ve tekrar dinle

Ses yok, renk yok

 

Çanlar çalıyor

Çanlar çalıyor beyler bayanlar

Sur’a döne döne

Milyon yılı önüne kattı gel-

di

Duymazlıktan gelenler, reddedenler

Alaşağı  “ol”acak

“Ol”acak alaşağı zirveye çıkmak için

Yol açılacak adamlar, kadınlar

Yolda durup tıkayan kim varsa

“Ol”acak alaşağı

Baştan başlayıp çıkacak yukarı

Haccecan
04.02.2022


Dinlenildi. Mabel Matiz - Mendilimde Kırmızım Var
Teşekkürler Mabel... Seni seviyorum

3 Şubat 2022 Perşembe

Aman be!!


Aman be sende..

Aman işte aman.

Aman ver artık

Yaman dertlerin içinde aman istemeli

Bakma böyle dediğime…

Ben doğuda ise istemek batıda

Ki o kadar uzağız

Neyi kimden isteyeceğimi öğrene kadar

Sevgisiz kaldım

İstemeyi öğrendikten sonra ise

Kimsesiz

Kimsesizlikte ise buldum kendimi

Ondan sonra çok sevdim her şeyi     

                                                                                                                                                        

Gelsin ne varsa, ne olacaksa ve olmalıysa

Korkmalı dediklerinin içine

Balıklama dalmalı 

Debelenmeli, kıvranmalı

Korkunun senden korktuğu

Kıvama gelene kadar

Birlikte yoğrulmalı

 

Gitmeli eskisi, kinlisi ve de geçmişi

Bitmeli dediklerinin hepsini

Bir tabuta koymalı

Rahmet okuyup ardından

’luğa doğru uğurlamalı

Gelsin diye yenisi

Açmalı kollarını

 

Aman be sizde

Aman işte aman

Aman verin artık aman

Dünyanın derdi var üzerimizde

Birlikte kaldıralım bir omuz atın da

Kim neyi halledecek öğrenene kadar

Çamura bulandık

Arınmayı öğrendikten sonra ise

Bulacağız birbirimizi…

 

Haccecan

03.02.2022

Yazarken dinlemeye devam

Kaç şiire ilham olacağı merak konusu...

To Vals Tou Gamou - Eleni Karaindrou

2 Şubat 2022 Çarşamba

Kararsız Uçlar


Romantik aşıklar gibi hüzünlü ve dalgalıyım

Hangi hormonsa bana bu duyları yaşatan

Ona sesleniyorum!!!

Bir yanım sana lanetler ediyor !!

Bir yanımsa uysallaştırdığı için teşekkür…

 

Bir şarkının insanı götürebileceği uçlardayım

Dolanıyorum kıyılarda, ha düştü ha düşecek!

Bir çocuğun kahkahasındayım bazen de

Sırıtıyorum öylece, ha güldü ha gülecek!

Bırakın beni ne olur!! ya da bırakmayın…

Bilmiyorum işte ne yaparsanız yapın..

 

Kelimeler dans ediyor gözlerimin önünde

Duygular ise beni çarpıyor duvardan duvara

Ne oluyor sana, diye sormayın

Bilmiyorum diye cevap verecekken

Aslında bildiğimi ama bilmezlikten geldiğimi

Sen bilsen ne olur ya da bilmesen!!!

 

Ağzı bozuk sarhoşların ettiği küfürler var ya

Şarkıların getirdiği uçlarda

Okkalı okkalı onları savuruyorum boşluğa

Oh be! tam rahatladım derken

Bir tanesi sana denk gelecekti tam da… 

Kafan gözün yarıldı sanıyorken

Bir yanım pişman olmuştu çoktan

Bir yanım "oh olsun!" diye devam ederken


Sendeleyip düşecekken sen tuttun yine elimden

Ama sonra beni yine bıraktın

Sevsem mi, sövsem mi bilemediğim

O kararsız uçlarda...

 

Haccecan 02.02.2022 

Ne Güzel bir tarih bu. Sevdim seni, her şey gibi...

Bu müzik insanı tuhaf bir ruh haline sokuyor. Şiirden belli.. 

Yazarken dinlenildi. To Vals Tou Gamou - Eleni Karaindrou


31 Ocak 2022 Pazartesi

Acı Lisanı

 

Acının kaynağına indim bugün

Acı veren duygularımın peşinden

Avcı köpeği gibi iz sürdüm…

Neden dedim, neden sızlıyorsun içimde?

Sızlamamı sen istiyorsun dedi

Ben mi istiyorum? dedim anlamazlığa vurarak

Beni sen çağırdın, çekmeye razı olarak üstelik

Razı geldiklerim, çekmeyi kabullendiklerim

Her ne varsa ikamet ediyormuş içimde.

 

Acı denen şey benim eksikliğimmiş

Eksik olan ne varsa tamamlansın diye

Sızlanıp duruyor derinlerde bir yerde

Anlayamadığım sızılarımın kendi lisanı varmış

Anadilinden başka dil bilmezken

Bebek dili, eş dili, çocuk dilinden sonra

Acı diline de merak saldım bu aralar…

 

Acı dilinin ilk kelimesi “Kabul”müş

Tamam dedim sen varsın, “Kabul Ediyorum”,

Hissediyorum, önemsiyorum ve farkındayım.

Red etmediğimde artık farklı sızlar oldu

Anlaşılmak acıyı söndürmese de

Dindirir gibi oldu.

 

Acı dilinin ikinci kelimesi “ serbest bırak” mış…

Bir yanım bırak derken öteki bırakma diyor..

Yok henüz bırakmak istemiyorum…

Acılarımı serbest bırakıp boşluğa göndermeye

Özgürlüğe adım atmaya hazır değilim.

 

Acı dilinin üçüncü kelimesi “karşılıklı” imiş.

Hissettiğim acılardan özgürleşmek için

Acıya sebep olanların da özgürleşmesi gerekiyormuş.

Sebep olduklarımızdan bağımsız olana

Acıdan öğrenene, karşılıklı affedene kadar

Sızlamaya ve varlığını hissettirmeye devam edecekmiş.

Derin bir nefes alıyor ve rahatlıyorum,

Sızlamaya ve sızlatmaya devam edecek diye seviniyorum

Acısız yapamam Onsuz var olamam ben…

 

Acı dilinin dördüncü kelimesi “hiç”miş

Hiç olanın var olması için oluyor bütün olanlar

Acı sızlatıyor, pişiriyor, olgunlaştırıyor,

Olmayanı var ediyor, Ben var olanı anlamlandırana

Kabul edip, acıya sebep olanla affedene kadar

Sızlatmaya, sızlamaya devam ediyor

“Ol”maktan gelen her şey  ’luğa akıp gidiyor

 

 

Haccecan 

31.01.2022

18 Ocak 2022 Salı

İnşaat


 


Ustalarla ve Müteahhitlerle uğraşanlar kervanına bende katıldım. Hayırlı uğurlu olsun. Aslında müteahhit ve ustalar Haccecan’la uğraşmaya başlayan kervanına katıldılar. Onlar için de hayırlı olsun. Başlarına nasıl bir bela aldılar henüz haberleri yok !

Bir zamanlar taş ev hayalim vardı. Bir yıl kadar kafamda kurmadığım proje kalmadı. Bu işi profesyonel yapan kişilerle bile görüşmeye gittik eşimle. Hayalimin olmayacağını anlatana kadar ve anlayana kadar baya uğraştı garibim. Sonra o hayalimden vazgeçtim. Bütün yaptığım taş ev projelerini beynimin “yapılacaklar” klasörüne kaydettim. Ölmeden yapacağım o hayali… Aha yazıyorum buraya..  

Kaf dağının ardında ki evimizi satıp parasıyla altın almıştım. 2 sene önce ki altın fiyatlarıyla şu an ki altın fiyatlarını kıyaslayınca para iki katından fazla bir para oldu. Para dediysem çok bir şey değil. Kaf dağının ardında ki ev fiyatları hiç artmadı. Verdiğim parayı anca alabilmiştim. Kâr elde edemedim. 120000 TL. Hak etmediğim, emek vermediğim bir parayı da istemiyorum zaten. 

İş yerime yakın diye bir de çocukları kolay takip edebilirim diye iş yerime yakın bir yerden ev aldık. Evin daha yeni temeli atılmıştı. Küçük yer olunca herkes birbirini tanıdığı için müteahhite güvendik. 6 katlı evin şu an tuğlası örüldü. Evi aldığımızdan beri evin planıyla yatıp planıyla kalkıyorum desem abartmam. Büyük ev istemiyorum ben. Kaf dağının ardında ki evim gibi küçücük olsun. Minimalist bir yaşam istiyorum. Az eşya, az mekan. Eşyanın hamalı olmadığım ama tadını doya doya uzun uzun yıllar çıkardığım bir evim olsun istiyorum. 90 metre karelik ev planını tamamen değiştim.  2+1 ev planını 3+1e çıkardım. Bunu nasıl yaptın diye sorma gafletine düşürsen eğer cevabım “18 yıldır bir leğeni 4 farklı amaç için kullanan birisine böyle bir soru sorulur muymuş?” olurdu.   Evin büyük salonunu iki odaya bölüp çocukların odası yapacağım. En ufak kolon arasında ki boşluklar için bile harika fikirlerim var. Off bir senedir bu hayallerle yatıp kalkıyorum. Bir yıldır elimde metre, her eşyayı, her köşeyi ölçüp duruyorum. TLC kanalında ev yenileme programlarının müdavimi oldum. Hangi eşya nereye konur, ev nasıl dekor edilir. Ev dekorasyonuna acayip merak saldım. İç mimar olsaymışım keşke demeye bile başladım.  

Mütahittin evi en başından alırken “her şeyi istediğiniz gibi yapacağız” demesinden anlamalıydım aslında. Ofislerine ne zaman gitsem hep aynı şeyi dedi. “ her şeyi istediğiniz gibi yapacağız bir beton atılsın” her şeyi istediğiniz gibi yapacağız bir tuğlası örülsün” …. Her şeyi istediğiniz gibi yapacağız lafı kasetten kayıt edip gelene gidene aynı şeyi söylediği sözler sanırım…

Cumartesi eşimle gittik inşaata. Hava fırtına. Bildiğin fırtına ama yürünemeyecek kadar sert rüzgar esiyor. Daireye girdiğimde şok oldum. Bizim dairenin su tesisatını da diğer dairelerinin ki gibi aynı çekmiş tesisatçı adam. O sinirle eşimle girdik birbirimize. Bir daha ev işine karışmayacağım diye son noktayı koydu. Tartışmanın sonu beni özürlerimle bitti tabi. Haksızdı her zaman ki gibi! Haklılığımı! alttan alarak ispat etme gibi bir huyum var. Öfkeliyken kimseye bir şeyi kabul ettiremiyorsun. İki çocuk büyütmüşüm. İnsan psikolojisinin eğitimini temelden aldım, almaya da devam ediyorum. Çocuklarla birlikte eşimi de büyütüyorum işte! Kendisinin haberi yok bundan ama J  Pazar günü tekrar karlı havada gittik inşaata. Kiminle bil? Doğru tahmin. Eşimle. Bir daha ev işine karışmayacağım derken birkaç saat karışmayacağını kast etmişti zaten.  Evle ilgili ne nasıl olsun diye tekrar konuştuk ortak bir karar aldık… Müteahhiti aradım Pazartesi inşaata gider konuşuruz dedi.  Pazartesi inşaata gittim. Müteahhit beyimiz kardan üşümüş ayağını ısıtırmış gelmedi. İç mimarlık okuyan bir aralar karate kursuna gittiğim üniversite öğrencisi, arkadaşımın kızıyla gittim bende. Bu cümleyi anlamadıysan zorlama. Bende anlamadım. Elimizde metre ölçtük biçtik daireyi. Kafamda ki her şeyi ona anlattım. İç mimarla Cuma günü lazerli metreyle ölçmek için sözleşip ayrıldık. İnşaattan sonra müteahhit beyimizin ofisine tekrar gittim. Beyimiz ayağını ısıtıyordu. Kıyamadım ona. Bugüne tekrar sözleştik, öğlen 12:00 gibi yolda gördü beni saat 13:00’den sonraya tekrar sözleştik. 14:30 gibi aradım 5 dakkaya arayacağım dedi. Bir saat sonra aradım elektrik aboneliği aldığını TEDAŞ’da işlerinin bitmediğini söyledi. Yine her zaman ki gibi “her şeyi istediğimiz gibi yapacağız ablaaam” sözünü de ekledi…

Şu an mı. Önceden olsa öfkeden kudururdum. Ama artık kahkahalarla gülüyorum. Valla başlarına nasıl bela aldıklarından haberleri yok gariplerin. Bana bir değil birkaç defa söz verdiler. Şu an alttan alıp sabırlı davrandığım dönem… 

Dur bakalım bu ev macerası nasıl sonuçlanacak. Merakla bekliyor, ilgiyle seyrediyorum.

14 Ocak 2022 Cuma

Tamamlana Kadar...

 

Bir özgürlüğün tadına doyamadım bir öfkenin…

Bir senin, bir de henüz yaşanmamış olanların…

Beklemeye doyamıyorum, hissetmeye,

Anlamaya çalışmaya, anlamlandıramamaya...

Şaşırıyorum bazen..

Sorduğumda cevapların karşıma çıkmasına

Ortaya çıkmak için sormamı bekliyormuş gibi

Pusuya yatmış bekliyor tüm sorgulamadıklarım

 

Bir yanmanın tadına doyamadım bir de soğumanın

Yanıp yanıp sönmenin, sönüp tekrar tutuşmanın

Yakmayı istediğim çok zamanlarım olmuştu herkesi

Bana ait ne varsa yığıyorum orta yere

Kendimi yakıyorum kendimi pişiriyorum hep.

 

Bir kahkahamın tadına doyamadım birde ağlamamın

Duygu okyanusunda yüzen zerre gibi

Oradan oraya sürükleniyorum, yontuluyorum

Kopan parçalarımın yerine yenisini çıkartıyorum

Kopmasını istemediklerim olsa da

Her gün farklı bir şekle şemale bürünüyorum

 

Tadına doyamadıklarım doyurmaya başladığında

Sorular soramayıp cevaplar karşıma çıkmadığında

Kendim sönüp artık kendimi yakamadığımda

Son şeklime vardığımda, artık şekil alamadığımda

Okyanustan ayrı değil onunla bir olduğumda

Tamamım ben deyip yuvaya dönme vakti gelmiştir artık…

Haccecan

14.01.2022

Yazarken Dinlenildi


12 Ocak 2022 Çarşamba

Kırmızı Leğen

 


2004 yılı.. Doğuya ilk atandım. Bekar bir uzman doktorla ve meslektaşım olan arkadaşla aynı eve çıkmıştım. Meslektaşım arkadaş evlenip alt katımıza taşınınca ben uzman doktorla kalmaya başlamıştım. Evli bir adama aşık olduğundan aşk acısı çeken arkadaş depresif bir ruh haline girdi. Her güne lanetler okuyarak gözlerini açıyordu. Benim yaptığım her şeyi eleştirmeye de başlamıştı. Agrasif ruh hali zamanla beni inanılmaz yormaya başlamıştı. Babadan yaralı Haccecan, ilk görev yerinde mutlu olmayı beklerken, mutsuz bir ruhla tekrar karşılaşmıştı.

Yıllar yılı “okuda kendini kurtar” nasihatları ile büyümüş Anadolu gülüydüm. Atandığımda sandım ki hayat bundan sonra çok kolay olacak, artık mutlu olacaktım. Nasıl bir hayal dünyasın da yaşıyorsam artık. Bir gün zırıl zırıl ağlamaya başladım, apartman boşluğuna bakan odamda. Nasıl bir ağlama, mutlu değilim diye zırıl zırıl ağlıyordum. Uzman doktor arkadaş geldi, benim yüzümden mi ağlıyorsun? diye sordu. Sorusuna cevap veremiyor sadece ağlıyordum. Ağlama sebepleri arasında oda vardı tabi. Onun bu agresif ruh halinin temeli de babasıydı. Otoriter, dediğim dedik bir babanın kızı olarak hayatta hiç seçme ve seçilme hakkı olmayan arkadaş, ilk girdiği üniversite sınavında tıbbı kazanmıştı. 6 senenin sonunda girdiği TUS sınavında ise uzman doktorluğu kazanmış o bölümü bitirdikten sonra atandığı ilçede göreve başlamıştık. O uzmanlığı okuyup geldiği için yaşı bizden baya büyüktü. Hem büyüğümüz hem ablamızdı. Ama mesleğinden nefret ediyordu. “Keşke evlenip, çoluk çocuğa karışsaydım, daha mutlu olurdum” diyordu. Seçmediği, istemediği bir hayatı umutsuz aşk acısıyla birlikte yaşayıp gidiyordu. İçin için yandığından çevresini de yakıyordu. (Toplumsal Mesaj: Çocuklarınızın hayatlarıyla ilgili kararlarını kendilerinin almasını sağlayın. Sonunda böyle iyi kariyerli ama mutsuz çocuklar olmasını istemiyorsanız nasıl doğru karar alınır, insan kendini nasıl tanır bunun eğitimini verin sadece. O kendisi için doğruyu bulacaktır. Mesaj bitti.)  Onunla artık yaşamak istemediğimi, taşınmak istediğimi söylemek benim açımdan hiç kolay olmadı. Bize ilk günlerde evini açan, eşyalarını paylaşan, ablalık yapan bu insana sırtımı dönüyormuşum hissinin üstesinden gelmem çok zor olmuştu. Nihayet söyleyebildiğimde kişiliğimde büyük bir dağı aşabilmiştim. Bekar iki arkadaşla anlaşıp onların evine taşındım. Özgürlüğe attığım ilk adımlardan birisi buydu. Özgürlük… Off ben bu duyguyu istiyordum işte. Taşındıktan sonra olaylar beni bıraktı mı? Hayır tabi ki. Bu olay başka yazı konusu. Belki hiç yazmam.

Bir çekyatım, kıyafetlerim vardı. Kızların evinde ki eksik eşyaları da ben almaya başlamıştım. Uzman doktorun evinin bütün eşyası tamam olduğundan onun evinde kendime ait hiçbir şey yoktu. O evde sığıntı gibi hissetmemin nedenlerinden biride buydu. Evde ki onun eşyaları zarar görecek diye rahat hareket edemezdim. Oda bunu hep hissettirirdi sağ olsun.

Kırmızı bir leğen, mavi bir kirli sepeti, bir ütü masası,  çekyat kanepe, evde az sayıda ki çatal, kaşık ne eksikse almıştım… (Bu yazının ana kahramanı olan kırmızı leğene nihayet gelebildim. Bir şeyi uzatmadan neden yazamıyorum ben ya… )

Hem çamaşır selesi, hem leğen … İki ayrı eşyayı almak bana mantıklı gelmiyordu. Hem fuzuli masraf hem de evde boşuna yer kaplayan eşya. Ne gerek var ki? Bazen çamaşır yıkadığımız, bazen çamaşır sepeti olarak kullandığımız bu kırmızı leğen ilk aldığım eşyalar arasındaydı…

İlk görev yerimden 1,5 yıl sonra şu an ki çalıştığım iş yerine atandığımda bütün eşyalarımı güzelce paketleyip kargo ile önden gönderdim. Benimle birlikte tayini çıkan arkadaşın evine götürmediği çekyatı da ben aldım. Onu da arkada bırakamadım.  Kargoya verirken herkes gülmüştü bana. Çamaşır sepetini de geride bırakmıyor diye. Bırakır mıyım bee?  O kadar para vermişim. Birilerinin gülmesi yapacağım işte vazgeçmeme neden olmuyor ki benim. O zamanlar kar zarar hesabı da yapamıyordum. İnşallah peşimden buralara kadar getirmem kargo parasına değmiştir.

Sonra burada ki ilk bekar evimde çift amaçlı kullanmaya devam ettim o leğeni yıllarca. 6 yıl sonra Kaf dağının ardında ki evime taşındım. Tabi ki leğenim ve kirli sepetimde benimle… Arkadaşın almadığı çekyatı da taşınırken başka bir arkadaşa verdim. Sonra oda onu yaptırıp yeni gibi kullandı. Hala kullanılıyor. 

Taşındıktan 2 yıl kadar sonra 2012 yılında evlendim. Evlendikten sonra iki çekyatımı  gri renkli  yeni döşeme ile kaplattırdım. Döşemeci de eşimle bulduğumuz iki eski tekli koltuğu da siyah-kırmızı çiçek desenli kumaşla kaplattık. Yeni oturma grubu aldık diye millete duyurdum. Gururumdan asla vazgeçmem… Onun sayesinde böyle dimdik duruyorum. Eskiyi yaptırdım diye sonraları dedim ama. Çokta gururlu değilim canım.. O zamanın parasıyla 750 TL verdim. Yeni oturma grupları 2000 TL civarıydı o zaman. İyi ki böyle yapmışız. Çocuklu evde yeni eşyaya gerek yokmuş. Çocuklar kanepelerin kenarlarını dişlediler, kalemle karaladılar, yeri geldi hastalanıp üzerine kustular, kirli ellerini silmek için el bezi niyetine kullandılar, altı bezsiz dursun azcık hava alsın dediğimde üzerine işediler, kakalarını yaptılar, trombolin olarak kullan(ıyor)dılar...  Yeni eşya almak için ödeyemediği borcun altına girip sonra karı-koca kavgası yapmanın hiç bir anlamı olmadığını en başından biliyordum.  Aklımı seveyim. 

  Televizyonum zaten vardı.  Tüplü televizyonu hala evimizde kullanıyoruz. 17 sene oldu onu alalı. Buzdolabı da 18 yıllık. Kız kardeşim ilk atandığında almıştı. Bir aralar bir arada beraber kalmıştık.  Evlenip evimden giderken buzdolabı ondan hatıra kaldı. O yeni bir buzdolabı aldı evlendiğinde. Ben kıyamadım yenisini almaya. Çamaşır makinası da bekarlıktan. Onu almam ise tam bir olaydı. Bozulan çamaşır makinası parasıyla almıştım. Yanında el blendırı, su ısıtıcısı ve meyve sıkacağı hediyesi ile. Burada yazmıştım. Çamaşır Makinası bu hafta bozuldu. Tamirciyi bekliyoruz.  Bozulmadıkları sürece birlikte daha nice yılları birlikte devirme niyetindeyim. Çocukların odasında da bekarlıktan kalan eşyalar var.  Bekarlıktan ne kadar eşyam varsa hala kullanıyorum. Eskiyenleri gözyaşları arasında emekliye ayırıyorum.   O kırmızı leğeni  evlenince de kullanmaya devam ettim. Taş gibi duruyordu.  Kargo parasını çıkartana kadar bırakmaya hiç niyetim yok. Hiç bırakmadı beni, çok vefalı çıktı. Canım benim…  Sonra gülüm doğdu sonra oğlum... Çamaşır leğeni ve sepeti olarak çift amaçlı kullandığım leğenimin iş yükü daha da arttı. Hem çocuk küveti hem de oyuncak olarak da kullanılmaya devam etti.  İki çocuğun üzerinde zıplamalarına daha fazla dayanamadı, kenarlarından yırtıldı. 18 yıl kullandığım leğenimi bu hafta sonu emekliye ayırdım. Mavi kirli sepetinin içerisinde beklemeye aldım. Başka bir amaç için kullanılabilir mi bakacağım. Yırtık yerlerini elimle diktikten sonra bahçede saksı olarak kullanılabilir. Eşim içine çilek diker belki. Mavi kirli sepeti daha sağlam, çocukların oyuncağı ve kirli sepeti olarak iki amaç olarak kullanılıyor şu an. Kullanım amacını arttırıp çok yormayı düşünmüyorum onu. Daha uzun yıllar bizimle kalsın o. 


Beyazlı grili katlanır, son model yeni bir sepet aldım  geçen cuma günü BİM'den. Çok amaçlı kullanma amacıyla aldığım sepeti uzun yıllar kullanmayı düşünüyorum. Hepimize hayırlı uğurlu olsun… 70 TL verdim. 70 yıl kullanmayı planlıyorum. J   

İç ses : Bir leğen için başka yazı yazan var mıdır acaba!! Rezil ettin yine kendini Haccecan.

Diğer İç ses: Çok ta tın…

İç ses: Senin gibi pinti bir kadınla evlendiği için ne kadar pişmandır eşin.

Diğer İç ses: Yok valla.. Kıymetimi iyi biliyor. Başına hiç masraf çıkartmayan bu kadının öneminin farkında. Hele şu ekonomik krizin içinde…

İç ses : Önceden benim her dediğimi çok dikkate alırdın. Günlerce kafanda kurar dururdun.

Diğer İç ses: Yok artık kafama takmıyorum seni ses. İstediğin kadar konuşmakta özgürsün. Seni de seviyorum ben. 

10 Ocak 2022 Pazartesi

Usulca Yanarım...

 


Olmaz; "Sus!" deme bana...
Haykırmalıyım...
Hem de şu anda
Şu dakikada...
Olmaz; "Dur!" deme bana...
Koşmalıyım...
Hem de dağ başlarında
Uçurum kenarlarında...
Yapma; "Aşma!" deme bana...
Aşmalıyım...
Hem de kimsenin aşamadığı
Ucu bucağı olmayan okyanusları...
Dur durak bilmez âsi yüreğim...
"Gelme!" diyenin peşinden giderim
Sevmeyeceğini bildiklerimi severim
Sonra da "kaderim bu!" diye isyan ederim...
Durgunluk sularımı kokutur benim
Sessizlik ruhumu öldürür benim
Asiliği bilmeyen ne anlar beni
Yüreğim dile gelse de anlasanız beni...
Sessiz çığlıklar attım duymadınız
Yaktım "ne var ne yoksa!" yanmadınız
Uyumayı yanmaya tercih eden ne bilir beni?
Ateşim beni yakar benden korkmayınız!!!

Yeter artık! ateşte yandığım
Izdırabı sükûnete tercih ederim
Olmadı kaderimi yeniden yazarım
Gerekirse durgun sularda usulca yanarım...
Haccecan
07.01.2010

Yıllar önce yanmaya başladığım zamanlardan bir şiir... 
 Kaderimi yeniden yazmaya başladığım dönemler... 
Yanmaya ve yakmaya devam ediyorum... 😃

5 Ocak 2022 Çarşamba

Olacaklar...

 

                                                                            Kaynak

Hiç bilme, hiç bilmesin, hiç bilmesinler…

Ne farkeder ki… Neden farketsin ki…

Sen biliyorsun ya… İçinde ki ses sana diyor ya…

 

Hiç anlama, hiç anlamasın, hiç anlamasınlar…

Ne anlaması!! Neden anlasın ki… 

Sen anlıyorsun ya, Özün sana anlatıyor ya…

 

Hiç konuşma, hiç konuşmasın, hiç konuşmasınlar..

Ne duyacaksın ki onlardan, Neden duyacaksın ki…

Sen duyuyorsun ya, Hem de en derinden gelen sesini…

 

Hiç bekleme, hiç beklemesin, hiç beklemesinler…

Ne beklemesi !!! Neden beklesinler ki…

Sen bekliyorsun ya… Olgunlaşmak için kendini, sabırla…

 

Hiç durma, hiç durmasın, hiç durmasınlar…

Ne durması !!! Neden dursunlar ki…

Sen koşuyorsun ya…Hem de kendine doğru nefes nefese…

 

Hiç gitme, hiç gitmesin, hiç gitmesinler…

Ne gitmesi, Neden gitsinler ki…

Gitsinler mi, dursunlar mı?  Ne istiyorsun sen?

 

Hiç isteme, hiç istemesin, hiç istemesinler….

Ne istemesi, Neden istesinler ki…

Sen istiyorsun ya!!!  İstediğini alıyorsun ya uğraştığında.

 

Hiç olma… Hiç olmasın, Hiç olmasınlar…

Ne olacak ki, Neden olsun ki…

Sen oluyorsun ya…  Yoktan var oluyorsun hem de.

 

Bilmeler, anlamalar, konuşmalar, beklemeler,

Durmalar, gitmeler, istemeler, olmalar..

Benler, Senler, Bizler oldukça olacaklar bunlar…

Haccecan

05.01.2022

Yeni yılın ilk şiiri... Herkese armağan olsun..

 

Melek Mossa “Hayatım Kaymış” şarkısı eşliğinde yazıldı.

İlham için teşekkürler Melek…